Kötülüğe Sevk Edeni Dinleme

Konumuz Nefis terbiyesi .

“Nefis daima kötü şeylere sevk eder.” âyetinin hem de 

 اَعْدٰى عَدُوِّكَ نَفْسُكَ الَّتٖى بَيْنَ جَنْبَيْكَ 

mana-yı şerifi “Senin en zararlı düşmanın nefsindir .” hadîsinin bir nüktesidir. 

Lemalar

Bu bir sayfalık bir yerde nefsi emmarenin özelliklerini, onun nasıl bir şey olduğunu, hem de bunun sonuçlarını anlatıyor. 

Nefsi emmaresine uyan insanın özelliklerini sayıyoruz:

1.Tezkiyesiz nefs-i emmaresi bulunmak şartıyla kendi nefsini beğenen ve seven adam, başkasını sevmez.

2.Eğer zâhirî sevse de samimi sevemez, Belki ondaki menfaatini ve lezzetini sever.

3.Daima kendini beğendirmeye ve sevdirmeye çalışır. 

4.Ve kusuru nefsine almaz belki avukat gibi kendini müdafaa ve tebrie eyler.

Lemalar

Söylediğimiz özelliklerin hiçbirini kendimize almadık değil mi? Hemen kafamızda bir insan oluşturup karşımıza koyduk! Hiç nefsimize almadık… 

5.Aynen öyle; Ve kusuru nefsine almaz belki avukat gibi kendini müdafaa ve tebrie eyler.

6.Mübalağalar ile belki yalanlarla nefsini medih ve tenzih ederek âdeta takdis eder ve derecesine göre 

 مَنِ اتَّخَذَ اِلٰهَهُ هَوٰيهُ (“Hevâ ve heveslerini kendisine mâbud edinen kimse…” Furkan Sûresi, 25:4)

âyetinin bir tokadını yer.

7.Temeddühü ve sevdirmesi ise aksü’l-amel ile istiskali celbeder, soğuk düşürtür. 

Lemalar

Ne kadar kendini tenzih edip sevdirmeye çalışsa da soğuk düşürtür.

8.Hem amel-i uhrevîde ihlası kaybeder, riyayı karıştırır. 

9. Bu kısımda his ve hevanın özellikleri anlatılıyor:

-Âkıbeti görmeyen ve 

-neticeleri düşünmeyen ve 

-lezzet-i hazıraya müptela olan hisse ve heva-yı nefse mağlup olup 

Lemalar

Bu hislerin ve heveslerin de sırat-ı müstakimi var. Fatiha Suresinde sıratı müstakim icin dua ediyoruz. Demek ki his ve heveslerimizin vasatı (ortası) var.  

Bu his ve heveslere  uyumanın sonucu nedir? 

Yolunu şaşırmış hissin fetvasıyla, 

-bir saat lezzet için bir sene hapiste yatar. 

-Bir dakika gurur veya intikam yüzünden on sene ceza görür. 

-Âdeta ders aldığı Amme Cüzü’nü bir tek şekerlemeye satan hevaî bir çocuk gibi elmas kıymetinde bulunan hasenatını, hissini okşamak ve hevasını memnun etmek ve hevesini tatmin etmek için 

-ehemmiyetsiz cam parçaları hükmündeki lezzetlere, 

-enaniyetlere vesile edip 

-kârlı işlerde hasaret eder. 

Lemalar

Bir çocuğu kuyumcuya götürüp ne istiyorsun desek  en yakın da gördüğü balonu ister. O kadar değerli şeyin içinde balonu istiyor. Nefsimiz de aynı onun gibi bu hakikatlerin cevherleri yerine dünyalık balonları seçiyor. Heva hevesimiz aynı o çocuk gibidir.

Şimdi nefis, akıl ve kalbi bir örnekle tanıyalım: 

Nefis ile cihad asıl büyük cihaddır. İnsanın iç âlemi, kalabalık bir milletin yaşadığı büyük bir memlekete benzer. Bu memleketin hükümdarı, Allah’a iman ve itaat eden kalptir. Akıl da onun veziridir. Vücuttaki azalar ve ruhun duyguları, latifeleri bu kalp dediğimiz hükümdarın milleti –askerleri, memurları, işçileri- durumundadır. Bu âlemdeki nefis ise serkeş, zevkten başka bir düşüncesi olmayan, gelecekten ziyade ânı düşünen, iktidarı ele geçirerek her türlü lezzetleri tatmak isteyen bir asi durumundadır. Onun da emrinde hırs, haset, şehvet, öfke gibi askerler vardır. Hükümdar Kalp, veziri aklın da yardımıyla milletini yönetmek, idare etmek, onlar arasında adaleti sağlamak ve iktidarı ele geçirerek anarşi ve teröre sebep olan nefse karşı mücadele etmek mecburiyetindedir.

Vücud memleketinde çoğu zaman, Kalbin askerleriyle Nefsin askerleri arasında büyük meydan muharebeleri vuku bulur. Savaşların sonunda memleketteki iktidarın değişmesine göre, bu memlekete verilen isim de değişir.

Nefis, kalbi yener ve memlekete hâkim olursa bu memlekete “Nefs-i Emmare” memleketi denilir. Nefis, iktidarı ele geçirirse bu memlekette ulûhiyetini ilan eder, insanın iç âleminde denge bozulur ve fesat meydana gelir. Nefis her türlü gayr-i meşru fiilleri icra eder.

Eğer savaşlarda ikisi de yenemez; kâh biri, kâh diğeri memlekete hâkim olursa bu memlekete “Nefs-i Levvame” memleketi denilir.  Savaşlar memleketlerin harab olmasına sebeb olduğu gibi, insanın iç âlemindeki Kalp ile Nefis arasındaki savaşlar da insanın iç âlemini tahrib eder. Nefs-i levvame hali, insanın kararsız, çatışmalı, depresyonlu halini ortaya koyar. 

Kalp nefsi mağlub eder ve meşru dairede kalmaya ikna eder ve memleketi Allah’ın emirleri doğrultusunda idare ederse bu memlekete “Nefs-i Mutmainne” memleketi denilir. Nefs-i mutmainne memleketi, insanın kendisiyle barışık olduğu, huzurun hâkim olduğu memlekettir.

Hükümdar Kalbin kuvvetli veya zayıf oluşu, milleti arasındaki adalet ve disiplini, memlekete her yönden tesir eder. Kalbin zayıflaması veya kalbin milletinden bazı latifelerin disiplinsizliği nefsin iktidarı ele geçirmesine sebeb olabilir. Bu yüzden daima kalbin güçlenmesine ve milletini disiplin altında tutmasına çalışmak gerekir. 

Marifetullah (Allah’ı tanıma) ve ibâdetler, manevî feyizlerin gelmesine ve Kalbin güçlenmesine vesile olur. Kalbin, vezir aklın da yardımıyla nefse galip gelebilmesi için en mühim üç şart vardır: İlim, imanın güçlenmesi ve ibâdetler. İlim sayesinde kalp, kendini yaradan Allah’ı, kendini ve vazifelerini, yardımcılarını, nefsi ve nefsin hilelerini, yardımcılarını ve onunla nasıl mücadele edeceğini öğrenir. Elde edeceği kuvvetli imanla nefse karşı en büyük manevî gücü elde etmiş olur. Namaz, oruç, Kur’ân okuma, tefekkür, zikir, dua, istiğfar ve benzeri ibâdetlerse kalbe manevî feyizlerin ve yardımların gelmesine vesiledirler.

Kalbin nefse galip gelmesi için bazı şartlar üzerinde duralım:

 ÇEVRE

Nefsimizi terbiye etmek istiyorsak, en başta çevremizi değiştirmeliyiz. Mesela gıybet edenlerle dolu bir çevremiz varsa inatla hâlâ oraya gidiyorsak orada düşüyoruz. İlk iş çevreyi değiştirmek! Bize hayrı tavsiye eden günahlardan sakındıran bir çevremiz olması gerekir. Ebu Hureyre Radıyallahu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhisselatu vesselam buyurdular ki:

“Kişi dostunun dini üzeredir. Öyleyse her biriniz, kiminle dostluk kuracağına dikkat etsin.” (Ebu Davud, Edeb, 19, Tirmizi, Zühd, 45) 

TAHKİKÎ İMAN

Risale i Nur lar ile imanımızı tahkikileştirmeye çalışıyoruz.

İnadetler ile de sağlamlaştırıyoruz. 

Ubudiyetin noksaniyetiyle enaniyet kuvvet bulur, nemrutçuluklar çoğalır.

Emirdağ Lâhikası 2

Ankebût, 45. Ayet:..namaz, insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah, yaptıklarınızı biliyor.

“Beş vakit namazın benzeri, sizden birinizin kapısı önünden akıp giden ve her gün içinde beş defa yıkandığı bol sulu bir ırmak gibidir.” (Müslim, Mesâcid 284)

Cenab-ı Hak nefse demiş ki: “Ben neyim, sen nesin?” 

   Nefis demiş: “Ben benim, sen sensin!” Azap vermiş, cehenneme atmış, yine sormuş. 

   Yine demiş: “Ene ene, ente ente.” Hangi nevi azabı vermiş, enaniyetten vazgeçmemiş. Sonra açlık ile azap vermiş, yani aç bırakmış. 

   Yine sormuş: “Men ene vema ente?” 

   Nefis demiş: 

 اَنْتَ رَبِّى الرَّحٖيمُ ، وَاَنَا عَبْدُكَ الْعَاجِزُ 

   Yani “Sen benim Rabb-i Rahîm’imsin, ben senin âciz bir abdinim.” 

Mektubat

Kur’ân Okuma

“Muhakkak ki, demire su değdiğinde nasıl paslanıyorsa, şu kalpler de pas tutar.” “Yâ Resulallah! Onun cilası nedir?” diye sordular. Cevaben “Ölümü çok zikretmek, hatırlamak ve çokça Kur’ân okumaktır” dedi. (Beyhaki, Şuabu İman)

İ’lem eyyühe’l-aziz! Kelime-i tevhidin tekrar ile zikrine devam etmek, kalbi pek çok şeylerle bağlayan bağları, ipleri kırmak içindir. Ve nefsin tapacak derecede sanem ittihaz ettiği mahbublardan yüzünü çevirtmektir. 

   Maahâzâ zâkir olan zatta bulunan hâsse ve latîfelerin ayrı ayrı tevhidleri olduğuna işaret olduğu gibi onların da onlara münasip şerikleriyle olan alâkalarını kesmek içindir. 

Mesnevî-i Nuriye

İ’lem eyyühe’l-aziz! Tohum olacak bir habbenin kalbi yani içi delindiği zaman, elbette sümbüllenip neşv ü nema bulamaz; ölür gider. Kezalik ene ile tabir edilen enaniyetin kalbi, Allah Allah zikrinin şuâ ve hararetiyle yanıp delinirse büyüyüp gafletle firavunlaşamaz. Ve Hâlık-ı semavat ve arz’a isyan edemez. O zikr-i İlahî sayesinde ene mahvolur. 

   İstiğfar

“Bakırın pası gibi kalplerin de pası vardır. Onun cilası ise istiğfardır.” (Beyhaki)

“Kul, bir hata ettiği zaman kalbine (siyah) bir nokta konulur. Eğer o hatayı bırakır ve istiğfar ederse kalbi cilalanır (o siyah nokta silinir). Eğer günaha devam ederse noktalar artırılır. Hatta bu noktalar onun kalbini tamamen istila eder. Bu Allahü Teala’nın kitabında zikrettiği “Ran” (pas)dır. (Onların kazandığı günahlar, kalplerinin üzerine pas olmuştur. Mutaffifin, 14)” (Tirmizi, Nesei, İbn Mace, İbn Hibban, Hakim)

RÂBITA-İ MEVT

İhlası kazanmanın ve muhafaza etmenin en müessir  bir sebebi,  rabıta-i mevttir.  

   Evet, ihlası zedeleyen ve riyaya ve dünyaya sevk eden, tûl-i emel olduğu gibi; riyadan nefret veren ve ihlası kazandıran, rabıta-i mevttir. Yani ölümünü düşünüp, dünyanın fâni olduğunu mülahaza edip, nefsin desiselerinden kurtulmaktır. 

Lemalar

GÖZE HÂKİM OLMA

Nûr, 30. Ayet: Mü’min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Bu davranış onlar için daha nezihtir. Şüphe yok ki, Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır.

Nûr, 31. Ayet: Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar…

Kudsî  bir hadiste şöyle buyrulmuştur: “(Harama) bakma, şeytanın zehirli oklarından bir oktur. Kim benden korktuğundan dolayı onu terk ederse, o günahın yerini iman ile değiştiririm ki, onun tatlılığını kalbinde hisseder”. (Taberani, Hakim )

Harama nazardan dolayı ibadetlerdeki lezzeti bile hissedemeyiz Allah muhafaza.

LEZZET VE ELEM

Zehirli bal yenildiği takdirde, insana başlangıçta lezzet verir, fakat daha sonra balın lezzeti gider, zehirin elemi insanı kıvrandırır. Üstad Bedîüzzaman günahlardaki lezzeti, zehirli bala benzetir. Ve bu asırda günahlarda tiryakî olmuş insanları günahlardan kurtarmanın tek çaresinin küfürde, günahlarda elem; İslâmiyet’te ve salih amellerde cennet lezzetleri olduğunu göstermekle isbat etmekle mümkün olacağını söyler.

ŞEFKAT TOKATLARI

Ne zaman günah işlesek, bu günahımıza bir ceza olarak başımıza bir bela gelir. 

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Erkek olsun kadın olsun mü’min, Allah’a günahsız olarak kavuşuncaya kadar kendisinden, çoluk çocuğundan, malından belâ eksik olmaz.» 

Tirmizi

CEZA

Nefsimizi ıslah için, günah işlediğimizde kendimize ceza verelim. Mesela “Eğer şöyle yaparsam 3 gün oruç tutacağım” diyelim. Yani hata ettiğimizde Allah bize ceza vermeden biz nefsimize ceza verelim.

Risale i Nur’un nefis terbiyesindeki metodu ise nefsi ikna ediyoruz. Nefsini gerçekten ıslah etmek isteyen için Risâleler, en büyük mürşid durumundadırlar. Allah bizi bu mürşidden azamî derecede istifade eden kullarından eylesin. Âmîn. 

سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ 

Kötülüğe Sevk Edeni Dinleme” için 2 yorum

Yorum bırakın