Hepimiz Kardeş miyiz?

“Mü’minler ancak kardeştirler; siz de kardeşlerinizin arasını düzeltin.” Hucurat Sûresi, 49:10.  

Buyuruyor Rabbimiz. Asli vazifemiz müslüman kardeşlerimizin arasında bir dargınlık bir husumet olduğu zaman onların arasını düzeltmemiz ve orta yolu bulmamız gerekiyor.

Ama çoğu zaman iki kişinin arasını düzeltirken istemeden de olsa fitneye sebep olabiliyoruz.

Peki ne yapmamız gerekiyor?

 Etrafımızda böyle bir dargınlığa yada küskünlüğe şahit olduysak nasıl yaklaşmalıyız?

Öncelikle iki kardeşimiz arasında geçen güzel anıları, güzel hatıraları ve birbirinin güzel huylarını anlatarak kalplerinin yumuşamasına vesile olabiliriz.

“Öfkelerini yutanlar ve insanların kusurlarını affedenlere gelince, Allah iyilik yapanları ve iyi kullukta bulunanları sever.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:134.

Hepimiz Rabbimizin bizde razı olmasını isteriz. Bizi sevmesini isteriz değil mi? Asıl amacımız ve gayemiz de budur. Ne yaparsak Rabbimiz bizi sever ve O’nun rızasına mazhar oluruz?

Ayeti kerimede ,  Onlar bollukta ve darlıkta Allah yolunda harcayanlar, öfkelerini yenenler, insanları affedenlerdir. Allah, iyilik edenleri sever.

Âl-i İmrân, 134. Ayet

Bizim öfkemiz mi daha  önemli yoksa Rabbimizin rızası mı ?

Düşündüğümüz zaman affedici olmadığımız da büyük haksızlık ettiğimizi görüyoruz. Çünkü Allah’ın rızası ve bizi sevmesi herşeyden önemlidir.

Mü’minlerde nifak ve şikak, kin ve adâvete sebebiyet veren tarafgirlik ve inat ve hased; hakikatçe ve hikmetçe ve insaniyet-i kübra olan İslâmiyetçe ve hayat-ı şahsiyece ve hayat-ı içtimaiyece ve hayat-ı maneviyece çirkin ve merduddur, muzır ve zulümdür ve hayat-ı beşeriye için zehirdir.

(Mektubat – Risale-i Nur)

İnsan tarafgir olmaya başladığı zaman mümin kardeşinin güzelliklerini görmüyor, kusurlarını hatalarını topluyor. Halbuki kasaptan et alıyoruz, kemiği yiyor muyuz? Hayır ama etin hatırı için kemiğe de para veriyoruz. Kocaman bir karpuz alıyoruz, kabuğunu yiyor muyuz? Hayır, ama koca karpuzu taşıyoruz. Aynen öyle de müminin kabuk tarafı da olur, kemik tarafı da olur, hata ve kusurları da olur. Dört dörtlük olmaz. 

Yüzde ısrar etme doksan da olur

İnsan dediginde noksan da olur. 

Mevlana

Biri bize küstüğü zaman mutlu olur mu? Biz birine küstüğümüz zaman mutlu olur muyuz? Hepimiz yaşamışızdır dargınlıklar kırgınlıklar bu zamanlar da mutlu oluyor muyuz? Mutlu olamayız çünkü kin ve adavet insanın kalbini ruhunu yoran bir duygudur. O insan ile helalleştiğimiz zaman mutmain oluyoruz.

Bir müslümanın din kardeşiyle üç günden fazla dargın durması helâl değildir. Birbiriyle küsenler içinde en hayırlı olan ilk defa selâm verip barışandır. (Buhârî)

Peki hiç düşündük mü neden üç gün? Hiç küsmeyecek de diyebilirdi Rabbimiz. İnsan öfkesinin ilk zamanları aklı selim düşünemeyebiliyor, aradan zaman geçtiğinde sankinleşiyor ve helallik almak istiyoruz. 

İnsanın hayat-ı içtimaiyesini ifsad eden bir desise-i şeytaniye şudur ki: Bir mü’minin bir tek seyyiesiyle, bütün hasenatını örter. Şeytanın bu desisesini dinleyen insafsızlar, mü’mine adâvet ederler. Halbuki Cenab-ı Hak haşirde adalet-i mutlaka ile mizan-ı ekberinde a’mal-i mükellefîni tarttığı zaman, hasenatı seyyiata galibiyeti, mağlubiyeti noktasında hükmeyler. Hem seyyiatın esbabı çok ve vücudları kolay olduğundan, bazen bir tek hasene ile çok seyyiatını örter. Demek bu dünyada, o adalet-i İlahiye noktasında muamele gerektir. 

   Eğer bir adamın iyilikleri fenalıklarına kemiyeten veya keyfiyeten ziyade gelse o adam muhabbete ve hürmete müstahaktır. Belki kıymettar bir tek hasene ile çok seyyiatına nazar-ı af ile bakmak lâzımdır. 

Lemalar

Bir insanla bir sürü şey yaşıyoruz, yıllar geçiriyoruz, anılarımız hatıralarımız oluyor ama tek bir hatası ile onu siliyoruz! Halbuki ne kadar acımasızca.. 

Ne yapmamız gerekiyor?

Kalbimiz de ve vicdanımız da bir mizan terazisi kurmamız lazım, o insanın yanlışları ile iyi huylarını karşılaştırıp öyle muamele etmemiz gerekiyor. Bunu bazen nefsimiz kaldırmayabilir o zaman elimize bir kağıt kalem alıp, yanlışına karşılık iyi ve güzel taraflarını yazdığımız da inşallah adaletli karar verebiliriz. 

Dünya üzerinde nerede olursa olsun bütün müslümanlar ile ortak yönümüz din kardeşi olmamızdır. Ümmeti Muhammed için dua ettiğimiz zaman hepimiz birbirimizi anmış oluyoruz. Bu da sadece İslamiyet de yaşamış olduğumuz bir şeydir. 

Peygamber efendimiz sav ve sahabe efendilerimiz aralarında ki bu kardeşlik ile bütün dünya ya İslamı yaydılar. Aynı zamanda Osmanlı devleti aralarında ittifak ile bir dönem dünyaya hükmettiler. Bizde başta evlerimiz de daha sonra çevremiz de sonraki nesillere hasbel kader elimizden geldiğince inşallah hakikatleri aktaralım.

Peygamber efendimiz sav din kardeşliği hususunda bize verdiği bir derste; “Sizden biriniz kendisi için sevip arzu ettiği şeyi din kardeşi için de sevip arzu etmedikçe gerçek anlamda iman etmiş olmaz.”(Buhârî)

Ne kadar da dikkat etmemiz gereken bir yer, eksiğimiz..

Kendimiz için istediğimizi mümin kardeşimiz için de istiyor muyuz? Bunun muhasebesini yapalım. 

“Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.” (Buharî) 

“Mü’min mümine karşı, parçaları birbirini bağlayıp tahkim eden bina gibidir, buyurdu ve (bu bağlılığı göstermek için Resul-i Ekrem) parmaklarını birbirinin arasına geçirip kenetledi.” (Buhari)

Dünya misafirhanesinde milyonlarca müslüman kardeşimiz var.  Bu hakiki kardeşliği İslamiyetten başka bir şey bize veremez. Çok olduğumuzu bilmek bize güç ve kuvvet vermelidir.

Her ikinizin Hâlık’ınız bir, Mâlik’iniz bir, Mabud’unuz bir, Râzık’ınız bir, bir bir bine kadar bir bir… Hem Peygamberiniz bir, dininiz bir, kıbleniz bir, bir bir yüze kadar bir bir… Sonra köyünüz bir, devletiniz bir, memleketiniz bir, ona kadar bir bir… 

Bu kadar bir birler vahdet ve tevhidi, vifak ve ittifakı, muhabbet ve uhuvveti iktiza ettiği ve kâinatı ve küreleri birbirine bağlayacak manevî zincirler bulundukları halde; şikak ve nifaka, kin ve adâvete sebebiyet veren örümcek ağı gibi ehemmiyetsiz ve sebatsız şeyleri tercih edip mü’mine karşı hakiki adâvet etmek ve kin bağlamak; ne kadar o rabıta-i vahdete bir hürmetsizlik ve o esbab-ı muhabbete karşı bir istihfaf ve o münasebat-ı uhuvvete karşı ne derece bir zulüm ve i’tisaf olduğunu; kalbin ölmemiş ise aklın sönmemiş ise anlarsın! 

Mektubat

Bu kadar ortak noktamız varken, 

bir insanın 99 iyiliği dururken tek bir yanlışın da silmek büyük bir acımasızlık olur.

Allah bize hakiki müslüman olabilmeyi, bütün müslümanlar ile gerçek kardeşliği idrak edebilmeyi cümlemize nasip etsin inşallah.

سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ 

Yorum bırakın