
Şuhur-u selase nedir, üç aylar nedir, kıymeti nedir, Regaip kandilinin mahiyeti nedir? Bu konular üzerinde duracağız inşallah.
Rahmeti gazabı geçen Rabbimiz insana gafletten silkinmesi için, kulluk şuurunu tazelemesi için insanın önüne değişik fırsatlar sunmuştur. İşte bu üç aylar da hem gafletten silkinme ve uyanma hem de manevi bir tedavi ve bakım ayıdır. Üç aylardan önceki dokuz ayımızda maneviyat olarak gerilemiş olabiliriz, gaflet sebebiyle Rabbimizden uzaklaşmış olabiliriz ama gerçekten Rahmeti gazabını geçmiş olan Rabbimiz biz kendimize çeki düzen verelim diye üç aylar fırsatını insana sunuyor. Üstad’ın da bir mektubu var onunla devam edelim;
Beş günden sonra çok mübarek ve çok sevaplı ibadet ayları olan şuhur-u selâse gelecek. Her bir hasenenin sevabı başka vakitte on ise receb-i şerifte yüzden geçer, şaban-ı muazzamda üç yüzden ziyade ve ramazan-ı mübarekte bine çıkar ve cuma gecelerinde binlere, Leyle-i Kadirde otuz bine çıkar. Bu pek çok uhrevî faydaları kazandıran ticaret-i uhreviyenin bir kudsî pazarı ve ehl-i hakikat ve ibadet için mümtaz bir meşheri ve üç ayda seksen sene bir ömrü ehl-i imana temin eden şuhur-u selâseyi böyle bire on kâr veren Medrese-i Yusufiyede geçirmek, elbette büyük bir kârdır. Ne kadar zahmet çekilse ayn-ı rahmettir.
Tarihçe-i Hayat
Üç aylar o kadar kazançlı ki düşünsenize bire yüz bire bin hatta bire otuz bin sevap veriliyor. Gerçekten Rabbimiz bizleri affetmek için bizleri cennetine koymak için bu sevapları bereketlendirdikçe bereketlendirmiş. Bizim için çok karlı manevi bir pazar açmış. İşte bu rahmet mevsiminin ilk ayını da Recep ayı oluşturuyor. Recep ayının kelime manası da tazim ve saygı anlamına geliyor İslam’dan önce cahiliye devrinde Araplar Recep ayına ayrı bir ilgi gösterirler şanını yüceltirlerdi. İslamiyet gelince Recep ayına mahsus olan saygı devam ettirildi ve Recep ayı Regaip ve Miraç gibi gecelerle şereflendirildi.
Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur;
“Recep Allah’ın ayıdır, Şaban benim ayımdır, Ramazan ise ümmetimin ayıdır.” (Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ, 1/423)
Ve bazı alimler de şöyle buyurmuşlardır; Recep ayı ekim ayıdır, Şaban ayı bakım ayıdır, Ramazan ayı ise hasat ayıdır. Yani o ektiğimiz manevi mahsullerin toplandığı aydır. Hatta bazı alimler de şöyle söylüyor; Recep ayı rüzgar gibidir, Şaban ayı bulut gibidir, Ramazan ayı yağmur gibidir. Allah’ın rahmetinin bereketinin yağmur gibi döküldüğü aydır. Ama kimler için? Tabi ki de bu manevi mevsimin farkında olanlar ve onu hakkıyla değerlendirenler için Allah’ın rahmeti bereketi mağfireti dökülüyor.
Eskiden ecdadımız üç aylar gelince yastığı yorganı rafa kaldırırlarmış. Çünkü üç aylar geliyor uykuyla geçirecek vaktimiz yok derlermiş. Bizlerin önünde de çok güzel manevi geceler var Rabbim istifade edebilmeyi nasip eylesin. Ama unutmayalım ki şeytan boş durmuyor şimdiden planlar programlar yapıyor. Şeytan boş durmuyorsa bizde boş durmayacağız. Bizde plan program yapalım o geceleri çok güzel geçirelim diye. Plan programlar niyettir. Niyetimiz bu yönde olsun.
Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyuruyor; “Şu beş gecede yapılan dua geri çevrilmez. Regaib Gecesi, Şabanın 15. Gecesi, Cuma, Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramı gecesi.” (İbn Asakir, Tarihu Dimaşk, 10/408; Deylemi, 2/196)
Peki Regaibin kelime mânâsı nedir? Rağbet etmek, bir şeye istekli olmak bir şeye arzulu olmak manasına geliyor. Peki Regaip Kandilinin mânâsı nedir? Peygamber Efendimiz (sav) âlem-i gaybdan âlem-i şehadete teşrif ediyor. Bazı kaynaklarda, rivayetlerde Peygamber Efendimiz’in (sav) Hz. Amine’nin karnına düştüğü gece diye geçiyor.
Allah o geceye çok kıymet vermiş ehemmiyet vermiş, rağbet etmiş onun için Regaip ismi verilmiş.
Yani o gecenin kıymeti Peygamber Efendimizin kıymetinden kaynaklanıyor. Zaten kâinatın yaratılışı bile onun kıymetinden kaynaklanıyor.
Allah geçmiş ümmetlere çok uzun ömürler vermiş. Mesela Hz. Nuh a.s’a 950 sene ömür vermiş ve ümmetine de bi o kadar ömür vermiş. 500 sene, 750 sene 1000 sene yaşayan ümmetler bile var. Ama Peygamberimiz (s.a.v) ümmeti en az yaşayan ümmet. Onun içinde Allah Peygamberimiz a.s ümmetine bu üç ayları vermiş. Bir mümin üç ayları güzel bir şekilde istifade ederek geçirirse her sene 80 senelik ibadetle geçirilmiş bir ömrü ömrüne ilave etmiş oluyor. 10 sene üç ayları istifade ederek geçiren bir müslüman 800 senelik ibadetle geçirilmiş bir ömür kazanıyor. Böylelikle geçmiş ümmetlerin ömründen de daha uzun bir ömrü oluyor.Yeter ki biz bu gecelere rağbet edelim.
• “Receb-i Şerîf’in birinci gününde oruç tutmak üç senelik, ikinci günü oruçlu olmak iki senelik ve yine üçüncü günü oruçlu bulunmak bir senelik küçük günahlara kefaret olur. Bunlardan sonra her günü bir aylık küçük günahların af ve mağfiretine vesile olur.” (Camiu-s Sağir)
Peygamberimiz efendimiz (s.a.v) Recep ayına girince şöyle dua ederdi;
“Ey Rabbim! Bize Receb’i ve Şa’ban’ı mübarek kıl ve bizi Ramazan’a ulaştır.” diye duâ ederlerdi (İbn Hanbel, I, 259).
Mübarek bir âlim üç aylar için şunları söylemiştir;
“Recep, cefayı terk ayıdır; Şaban, amel ve vefa ayıdır; Ramazan ise, sadakat ve sefa ayıdır.
Recep, tevbe ayıdır; Şaban, muhabbet ayıdır; Ramazan, Hakk’a yakınlık bulma ayıdır.
Recep, hürmet ayıdır; Şaban, hizmet ayıdır; Ramazan, nimet ayıdır.
Recep, ibadet ayıdır; Şaban, zahitlik ayıdır; Ramazan ise, ziyadesi ile nimetlere ermek ayıdır.
Recep ayında, iyilikler kat kat artar; Şaban ayında kötülükler kalkar; Ramazan ayında ikramlar gelmeye başlar.
Kısacık dünya hayatımız bile güzel, rahat geçsin diye sınavlara giriyoruz ve sabahlara kadar uyumayıp ders çalışabiliyor bir insan. Halbuki sınavı kazanıp kazanmayacağı belli değil, sınavı kazansa bile okulu bitirip bitiremeyeceği belli değil, okulu bitirse meslek sahibi olup olmayacağı belli değil, bu kadar belirsizlik için bir insan sabahlara kadar uyuyamayabiliyor. Halbuki burda kesin kazanacağı ve asla zayi olmayan bir kazanç var bunun için uyumamaya değmez mi?
Bu Regaip gecesini fırsat bilip, özellikle de geçmiş günahlarımız için kusurlarımızıda itiraf edip tövbe edelim. Burada kusurunu itiraf etmek çok önemli, neden? Çünkü;
Kusurunu itiraf eden, istiğfar eder. İstiğfar eden, istiâze eder. İstiâze eden, şeytanın şerrinden kurtulur.
Lem’alar
Şeytanın mühim bir desisesi, insana kusurunu itiraf ettirmemektir, tâ ki istiğfar ve istiâze yolunu kapasın.
Lem’alar
Bir insan kusurunu kabul ederse ne olacak? istiğfar edecek, Allahtan af dileyecek, yanlışlarından ve hatalarından dönecek ve Allah’a sığınacak. Şeytan bunu istemediği için ilk başta olan kusurunu itiraf ettirmeme konusunda bizimle çok uğraşıyor.
Hem nefs-i insaniyenin enaniyetini tahrik edip tâ ki nefis kendini avukat gibi müdafaa etsin âdeta taksirattan takdis etsin.
Lemalar
İnsan kusurlu günah ve sevap işleme özelliğin de yaratılmıştı bir mahluktur. Ama burada kusurunu itiraf etmek çok önemli!
Ebu Eyyub (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
“Eğer siz hiç günah işlemeseydiniz, Allah Teâlâ hazretleri sizi helak eder ve yerinize, günah işleyecek (fakat tövbeleri sebebiyle) mağfiret edeceği kimseler yaratırdı.” [Müslim, Tevbe, 9, (2748); Tirmizî, Da’avât 105, (3533).
Kimse kusursuz ve hatasız değildir. Allah’ın bizde en sevdiği hâl kusurumuzu itiraf edip tövbe etmektir.
Evet şeytanı dinleyen bir nefis, kusurunu görmek istemez; görse de yüz tevil ile tevil ettirir.
Lemalar
Nefis önce kendini kendine beğendirir ve o halden çıkmak istemez. Bizim teşhis etmemiz gerekir, tıpkı bir doktorun önce hastalığı teşhis sonra tedavi ettiği gibi..
İki sene evvel benim hakkımda bir müdür sebepsiz, gıyabımda tezyifkârane, hakaretli sözler söylemişti. Sonra bana söylediler. Bir saat kadar Eski Said damarıyla müteessir oldum. Sonra Cenab-ı Hakk’ın rahmetiyle şöyle bir hakikat kalbe geldi, sıkıntıyı izale edip o adamı da bana helâl ettirdi. O hakikat şudur:
Nefsime dedim: Eğer onun tahkiri ve beyan ettiği kusurlar, şahsıma ve nefsime ait ise Allah ondan razı olsun ki benim nefsimin ayıplarını söyler. Eğer doğru söylemiş ise beni nefsimin terbiyesine sevk eder ve gururdan beni kurtarmaya yardımdır. Eğer yalan söylemiş ise beni riyadan ve riyanın esası olan şöhret-i kâzibeden kurtarmaya yardımdır. Evet, ben nefsim ile musalaha etmemişim. Çünkü terbiye etmemişim. Benim boynumda veya koynumda bir akrep bulunduğunu biri söylese veya gösterse ondan darılmak değil belki memnun olmak lâzım gelir.
Mektubat
Bir yerimiz de bir akrep olduğunu düşünelim. O söyleyenden rahatsızlık mı duyarız yoksa memnun mu oluruz? Kusurumuz da bizim akrebimiz gibi bize zarar veriyor ve biri gelip bize söylediği zaman aslında ondan darılmak değil de ondan memnun olmamız gerekiyor.
وَ عَيْنُ الرِّضَا عَنْ كُلِّ عَيْبٍ كَلٖيلَةٌ
“Kabullenen ve rıza gözüyle bakan hiçbir kusur göremez.” İbni Asâkir, Târîhu Dimaşk: 33:219; 36:319; el-Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn: 3:36; el-Kalkaşendî, Subhu’l-a’şâ: 9:196.
sırrıyla: Nefsine nazar-ı rıza ile baktığı için ayıbını görmez. Ayıbını görmediği için itiraf etmez, istiğfar etmez, istiaze etmez; şeytana maskara olur.
Lemalar
Şeytan hem o kusuru işlettiriyor, hem de kendini müdafaa ettiriyor.
Hazret-i Yusuf aleyhisselâm gibi bir Peygamber-i Âlîşan
وَمَٓا اُبَرِّئُ نَفْسٖٓى اِنَّ النَّفْسَ لَاَمَّارَةٌ بِالسُّٓوءِ اِلَّا مَا رَحِمَ رَبّٖى
“Ben nefsimi temize çıkarmam. Çünkü nefis daima kötülüğe sevk eder—ancak Rabbim merhamet ederse o başka.” Yusuf Sûresi, 12:53.
dediği halde, nasıl nefse itimat edilebilir?
Lemalar
Bir peygamber bile nefsine güvenmiyor. Biz neye güveniyoruz? Kişi her zaman nefsine ters hareket etmeli çünkü nefis kötülüğü emrediyor. Allah içimizden geçen herşeyi biliyor ama bunu bizimde bilip itiraf etmemizi istiyor.
Nefsini ittiham eden, kusurunu görür. Kusurunu itiraf eden, istiğfar eder. İstiğfar eden, istiaze eder. İstiaze eden, şeytanın şerrinden kurtulur. Kusurunu görmemek o kusurdan daha büyük bir kusurdur. Ve kusurunu itiraf etmemek, büyük bir noksanlıktır. Ve kusurunu görse o kusur, kusurluktan çıkar; itiraf etse affa müstahak olur.
Lemalar
İnsan kusurunu görüp istiğfar ettiğin de affa da müstahak oluyor. Şimdi geçmiş günahlarımızı da affettirmek için önümüzde çok güzel bir manevi mevsim var. Kandiller var.. inşallah bu kandiller de Rabbim tövbe istiğfar ettirmeyi nasip etsin.
“Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Receb ayına girdiği zaman şöyle derdi:
-Allahım! Bize Receb ve Şaban’ı mübârek kıl ve bizi Ramazan’a ulaştır.”
İmam Ahmed’in oğlu Abdullah, “Zevâidu’l-Musned”, hadis no: 2346. Taberânî, “el-Mu’cemu’l-Evsat”, hadis no: 3939. Beyhakî, “Şuabu’l-Îmân”, hadis no: 3534. Ebu Nuaym, “Hilyetu’l-Evliyâ ve Tabekâru’l-Asfiyâ”, c: 6, s: 269
سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ









