SERMAYENİ KATLAMA FIRSATI KAÇMAK ÜZERE!

Bir insana emanet olarak verilen en büyük sermayesi ömürdür. Maalesef şuursuzca harcadığımız boş zaman değil, bize sınırlı bir şekilde verilen ömrümüz oluyor. Mesela bir insana 10 bin lira verilip bunu rahat rahat harca desek, gidip bununla bir çuval sakız almaz heralde. Ama biz ömür sermayemizi bundan daha saçma şeylerde rahat rahat harcayabiliyoruz. Bize hiçbir faydası olmayan kısa videolar izleyerek, malayani şeylerle saatlerimizi, belki toplasak günlerimizi harcıyoruz. Peki neleri kaçırıyoruz?

Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahirabbil Alemin Ve’s-Salatü ve’s-selâmu alâ Seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihi ecmain”

Öyle kıymetli ve bereketli zamanlardayız ki, bu kıymetli vakitleri malayani işlerle harcayarak heba etmememiz gerekiyor. Bir anımızı bile boş geçirmemeye gayret etmeliyiz. Çünkü mübarek 3 aylardayız. Hatta Recep ayı bitmek üzere. Elimizden kayıp gidiyor. Rİsale-i Nur’da üç ayların sevabı şöyle geçiyor:

“Her hasenenin sevabı başka vakitte on ise, Receb-i Şerifte yüzden geçer, Şaban-ı Muazzamda üç yüzden ziyade ve Ramazan-ı Mübarekte bine çıkar ve cuma gecelerinde binlere ve Leyle-i Kadir’de otuz bine çıkar.”  Şualar, On Dördüncü Şua.

Allah’ın ömrümüzü bereketlendirmek için verdiği bu mübarek aylarda demekki bir anı bile boş geçirmeye hakkımız yok. Hadis-i Şerifte Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor:

“İki nimet vardır ki, insanların çoğu bu nimetleri kullanmakta aldanmıştır: Sıhhat ve boş vakit.” (Buhârî, Rikak 1)

Bununla beraber öyle zamandayız ki Peygamber Efendimiz (sav): “Zaman öyle yaklaşır /peş peşe gelir / hızlanır ki, bir sene bir ay, bir ay bir hafta, bir hafta bir gün, bir gün bir saat, bir saat bir ateş kıvılcımı kadar olur.” (bk. Tirmizi, Zühd,24) buyurmuştur.

Şu an size kaç yaşındasınız desem, herkes yaşını söyler. Mesela diyelim 30 yaşında olsun. Peki sence kaç yıl yaşadın desem, belki çocukluğu sanki dün gibi, su gibi geçti ömür. Yine ömrümüzün kıymetini hatırlatan bir hadis-i şerifle devam edelim:

“Beş şey gelmeden önce beş şeyi ganimet bil:

  • İhtiyarlığından önce gençliğini,
  • Hastalanmadan önce sıhhatini,
  • Fakirliğinden önce zenginliğini,
  • Meşgul zamanlarından önce boş vakitlerini ve
  • Ölümünden önce hayatını!” (Buhârî, Rikāk, 3; Tirmizî, Zühd, 25)

Ayet-i kerimelerde de Rabbimiz şöyle buyuruyor:

 Ve onlar orada, “Rabbimiz! Bizi çıkar da yapmış olduklarımızdan tamamen başka, iyi işler yapalım” diye feryat ederler. Size düşünecek kimsenin düşünebileceği kadar bir ömür vermedik mi? Üstelik size uyarıcı da gelmişti. Şimdi tadın bakalım! Zalimlerin hiçbir yardımcısı da yoktur! (Fâtır 37. Ayet)

Kabirde bu çığlıkları atan, böyle yalvaran biz de olabilirdik. O zaman ömür sermayesi bitmeden bazı şeylerin farkına varıp, sonsuza yatırım yapmamız gerekiyor. Hani Üstad Risale-i Nur’da bahsediyor ya: 

“Demek herbir tek adamın başına öyle bir dâvâ açılmış ki, eğer İngiliz, Alman kadar serveti ve kuvveti olsa ve aklı da varsa, yalnız o dâvâyı kazanmak için bütününü sarf edecek.” (Sikke-i Tasdiki Gaybi) Peki bu dava nedir? Sonsuzu kazanmak ya da kaybetmek davası…

Nihayet onlardan birine ölüm gelip çatınca, “Rabbim! Beni geri gönder de, geride bıraktığım dünyada iyi işler yapayım” der. Hayır! Onun söylediği bu söz boş laftan ibarettir. Önlerinde, yeniden diriltilecekleri güne kadar bir berzah vardır. (Mü’minûn Suresi 99-100. Ayetler)

Dünya bir misafirhanedir. İnsan ise onda az duracaktır ve vazifesi çok bir misafirdir ve kısa bir ömürde hayat-ı ebediyeye lâzım olan levazımatı tedarik etmekle mükelleftir. En ehemm ve en elzem işler, takdim edilecektir.  (Sözler 292.sh – Risale-i Nur)

Bilseydiniz gayret ne kadar kıymettardır, bir dakika boş durmazdınız. (Z. Gündüzalp)

Zübeyir Gündüzalp abinin bu sözünü duyduktan sonra aklımıza şu ayet-i kerime geliyor: 

O halde önemli bir işi bitirince hemen diğerine koyul. Ve yalnız rabbine yönel. (İnşirâh 7-8)

Demek insan, bu dünyaya yalnız güzel yaşamak için ve rahatla ve safa ile ömür geçirmek için gelmemiştir. Belki azîm bir sermaye elinde bulunan insan, burada ticaret ile ebedî daimî bir hayatın saadetine çalışmak için gelmiştir. Onun eline verilen sermaye de ömürdür. (Lem’alar 249.sh – Risale-i Nur)

İnsanı derinden sarsan bi hadis-i şerif ile devam ediyoruz:

“Hiçbir kul, kıyamet gününde, 

  • ömrünü nerede tükettiğinden, 
  • ilmiyle ne gibi işler yaptığından, 
  • malını nereden kazanıp nerede harcadığından, 
  • vücudunu nerede yıprattığından 

sorulmadıkça bulunduğu yerden kıpırdayamaz.” (Tirmizî, Kıyamet 1)

Lâyemut (sonsuz) değilsin, başıboş değilsin, bir vazifen var. Gururu bırak, seni Yaratanı düşün, kabre gideceğini bil, öyle hazırlan. (Lemalar)

Sanki Risalede geçen bu cümleler bizim dilimizle söyleniyor gibi:

Eyvah! Aldandık. Şu hayat-ı dünyeviyeyi sabit zannettik. O zan sebebiyle bütün bütün zayi ettik. Evet, şu güzeran-ı hayat bir uykudur, bir rüya gibi geçti. Şu temelsiz ömür dahi bir rüzgâr gibi uçar gider.  (Sözler 235.sh – Risale-i Nur)

Maahâzâ ebedî ömrün önündedir. O ömr-ü bâkide göreceğin rahat ve lezzet ancak bu fâni ömürde sa’y ve çalışmalarına bağlıdır. Senin o ömr-ü bâkiden hiç haberin yok. Ölüm sekeratı uyandırmadan evvel uyan!  (Mesnevi-i Nuriye 131.sh – Risale-i Nur)

Sonuç olarak böyle dememek için uyanmamız gerekiyor:

Niyazi-i Mısrî gibi feryad eyleyerek dedim:

Bir ticaret yapmadım, nakd-i ömür oldu hebâ,

Yola geldim, lâkin göçmüş cümle kervan bîhaber.

Ağlayıp, nâlân edip, düştüm yola tenhâ, garip,

Dîde giryan, sîne biryan, akıl hayran, bîhaber. (Lemalar)

El Baki Hüvel Baki.

Yorum bırakın