
Elhamdülillahirabbil Alemin Ve’s-Salatü ve’s-selâmu alâ Seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihi ecmain”
Estağfirullah. Estağfirullah. Estağfirullahe’l-azîm el-kerîm, ellezî lâ ilâhe illâ hüve, El-hayye’l-kayyûmü ve etûbü ileyhi. Ve nes-elühü’t-tevbete ve’l-mağfirete ve’l-hidâyete lenâ, innehû, hüve’t-tevvâbü’r-rahîm. Tevbete abdin zâlimin li-nefsihî, lâ yemlikü li-nefsihî mevten velâ hayâten velâ nüşûrâ
Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammed.
13.Lemanın 13.İşaretinin 2.Noktasını işleyeceğiz.
Bu kısım şeytanın bir desisesini anlatıyor. Biliyoruz ki şeytanın türlü türlü hileleri, desiseleri var. Bizi hak yoldan ayırmak için. Onlardan bir tanesini bugün anlamaya,
istifade etmeye ve inşallah bundan korunmaya çalışacağız.
İkinci Nokta:
Şeytanın mühim bir desisesi: İnsana kusurunu itiraf ettirmemektir. Tâ ki, istiğfar ve istiaze yolunu kapasın. Hem nefs-i insaniyenin enaniyetini tahrik edip, tâ ki nefis kendini avukat gibi müdafaa etsin; âdeta taksirattan takdis etsin. Evet şeytanı dinleyen bir nefis, kusurunu görmek istemez; görse de, yüz tevil ile tevil ettirir.
وَ عَيْنُ الرِّضَا عَنْ كُلِّ عَيْبٍ كَلٖيلَةٌ
“Kabullenen ve rıza gözüyle bakan hiçbir kusur göremez.”
İbni Asâkir, Târîhu Dimaşk: 33:219; 36:319; el-Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn: 3:36; el-Kalkaşendî, Subhu’l-a’şâ: 9:196.)
sırrıyla: Nefsine nazar-ı rıza ile baktığı için ayıbını görmez. Ayıbını görmediği için itiraf etmez, istiğfar etmez, istiaze etmez; şeytana maskara olur. Hazret-i Yusuf Aleyhisselâm gibi bir Peygamber-i Âlîşan,
وَمَٓا اُبَرِّئُ نَفْسٖى اِنَّ النَّفْسَ لَاَمَّارَةٌ بِالسُّٓوءِ اِلَّا مَا رَحِمَ رَبّٖى
( “Ben nefsimi temize çıkarmam. Çünkü nefis daima kötülüğe sevk eder ancak Rabbim merhamet ederse o başka.” Yusuf Sûresi, 12:53.)
dediği halde, nasıl nefse itimad edilebilir? Nefsini ittiham eden, kusurunu görür. Kusurunu itiraf eden, istiğfar eder. İstiğfar eden, istiaze eder. İstiaze
eden, şeytanın şerrinden kurtulur. Kusurunu görmemek o kusurdan daha büyük bir kusurdur. Ve kusurunu itiraf etmemek, büyük bir
noksanlıktır. Ve kusurunu görse, o kusur kusurluktan çıkar; itiraf etse, afva müstehak olur.
Lem’alar
Şeytanın mühim bir desisesi: İnsana kusurunu itiraf ettirmemektir.
Bu gerçekten çok tehlikeli bir şey. Zaten şeytanın bütün amacı bütün gayesi bizi hak yoldan ayırmak, doğru yoldan ayırmak, dalalete sürüklemek. Bunun için türlü türlü hilelerle, desiselerle bizi kandırmaya çalışıyor. Bunlardan bir tanesi de bize kusurumuzu itiraf ettirmemekmiş.
Niçin?
Tâ ki, istiğfar ve istiaze yolunu kapasın.
Yani tövbe etmemizi ve Allah’a sığınma yolumuzu kapasın.
Hem nefs-i insaniyenin enaniyetini tahrik edip, tâ ki nefis kendini avukat gibi müdafaa etsin; âdeta taksirattan (bütün
kusurlardan) takdis etsin.
Şimdi, öncelikle kendimize bakmamız gerekiyor. Bizde acaba böyle bir durum var mı? Yani biz bir kusur işlediğimizde, bir günaha daldığımızda hemen nefsimizi müdafaa mı ediyoruz? Hemen kendimize bir çıkar yol mu bulmaya çalışıyoruz?
Eğer nefsimizi korumaya çalışıyorsak, müdafaa ediyorsak şeytanın bu tuzağına düşmüşüz demektir. Şöyle bir durum var, Allah-u Teâlâ en çok neyi seviyorsa, en çok ne O’nun hoşuna gidiyorsa şeytanın da en çok nefret ettiği şey o’dur. Dolayısıyla bizi Allah’ın en çok sevdiği şeyden bir hile veya desiseyle uzaklaştırmak ister. Kul hatasız, günahsız ve kusurlardan münezzeh olamaz. İlla ki kusurumuz var. Rabbimiz bizden kusursuz olmamızı da beklemiyor. Sadece bunun için gayret sarf ediyoruz ama yine de hatalara düşüyoruz. Rabbimiz istiyor ki biz o kusurların farkında olalım. Bir günah işlediğimizde bunun bilincinde olalım. Bu mahcubiyeti hissedip kusurumuzu itiraf edelim. Evet Rabbim ben bu kusuru işledim. Bu hatayı işledim itiraf ediyorum ve senden af talep ediyorum. Zaten insan kusurunu farkederse bu onu tövbeye götürür. Tövbe de onu istiazeye yani Allah’a sığınmaya götürür. İşte şeytan bu yolu kapatmaya çalışıyor çünkü bu, Allah’ın çok hoşuna giden bir davranış. Kulu bir hataya, bir yanlışa düştüğünde bunun farkında olup, o hatasının arkasında durup “Evet Allah’ım ben bu hatayı yaptım, bu kusuru işledim, bunun farkındayım, bunun mahcubiyetiyle Sana geliyorum, Senin merhametinden ümit ediyorum.” diyerek Ona iltica ettiğinde Allah’ın Tevvab ismiyle af kapıları açık. Tabiri caizse bizi affetmek için bekliyor. Şeytan da bu yolu kapatmak için bize kusurumuzu itiraf ettirmiyor. Bir yanlış yaptığımızda hemen onu bir şekilde bize hoş göstermeye çalışıyor. Nefsimizi müdafaa ettirmeye çalışıyor.
Ne dedik?
Tâ ki nefis kendini avukat gibi müdafaa etsin, âdeta taksirattan takdis etsin.
Yani bütün kusurlardan takdis etsin.
Allah-u Teâlâ’yı her türlü noksandan, kusurdan tenzih etmemiz için bize bir duygu verilmiştir. Şeytan ise bu hissi kendi nefsimize çevirerek nefsimizi bütün kusurlardan, hatalardan uzak göstermeye çalışıyor.
Yani hâşâ nefsimize bir ilâhlık verdiriyor. Biz sadece Allah ‘ı kusurlardan uzak görürüz ve O’nu o şekilde tenzih ve takdis ederiz ama şeytan bunu nefsimize yönelttiği zaman Allah muhafaza bu şirke kadar gidiyor.
Evet şeytanı dinleyen bir nefis, kusurunu görmek istemez; görse de, yüz tevil ile tevil ettirir.
Lem’alar
Aslında buradan kendimizi şöyle bir muhasebeye çekelim. Biz kusurumuzu görmek istiyor muyuz istemiyor muyuz? Eğer kusurumuzu görmek istemiyorsak onu kendimizce bir şeylere bahane bularak yorumluyorsak, Allah muhafaza şeytanı dinliyoruz demektir. Bir hata işlediğimizde ne oluyor?
Deniyor ki ; görse de yüz tevil ile tevil ettirir. Kusuru farkediyoruz. Biliyoruz aslında. Evet bu yanlıştır diyoruz ama
” ..ya ama aslında şöyle olmuştu da ben de o yüzden böyle yaptım, ..işte böyle oldu da ben de o yüzden şöyle ettim, ..o da bana böyle demişti ama. ” diye diye kendimizce çok bahanelerin arkasına sığınarak yine nefsimize o kusuru yakıştırmıyoruz. Ne dedik?
وَ عَيْنُ الرِّضَا عَنْ كُلِّ عَيْبٍ كَلٖيلَةٌ
( “Kabullenen ve rıza gözüyle bakan hiçbir kusur göremez.” İbni Asâkir, Târîhu Dimaşk: 33:219; 36:319; el-Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn: 3:36; el-Kalkaşendî, Subhu’l-a’şâ: 9:196.)
sırrıyla: Nefsine nazar-ı rıza (rıza gözüyle) ile baktığı için ayıbını görmez.Ayıbını görmediği için itiraf etmez, istiğfar etmez, istiaze etmez; şeytana maskara olur.
Lem’alar
Şeytan bize hem o kusuru işlettiriyor, hem o kusuru itiraf etmemize engel olmak için bize bu hileyle yaklaşıyor, hem de biz onun maskarası oluyoruz.
Hazret-i Yusuf Aleyhisselâm gibi bir Peygamber-i Âlîşan,
وَمَٓا اُبَرِّئُ نَفْسٖى اِنَّ النَّفْسَ لَاَمَّارَةٌ بِالسُّٓوءِ اِلَّا مَا رَحِمَ رَبّٖى
( “Ben nefsimi temize çıkarmam. Çünkü nefis daima kötülüğe sevk eder ancak Rabbim merhamet ederse o başka.” Yusuf Sûresi, 12:53.)
dediği halde, nasıl nefse itimad edilebilir?
Lem’alar
Koskoca bir peygamber nefsine itimad etmiyorsa, nefis kötülüğe sevk eder, ben ona güvenmiyorum diyorsa biz kim oluyoruz ki nefsimizi temize çıkaralım, nefsimizin kusurlarını örtelim değil mi?
Nefsini ittiham eden, kusurunu görür. Kusurunu itiraf eden, istiğfar eder. İstiğfar eden, istiaze eder. İstiaze eden, şeytanın şerrinden kurtulur.
Lemalar
Burada şeytanın hilesinden nasıl kurtulmamız gerektiğinin yolu gösteriliyor. İlk olarak kusurumuzu göreceğiz, bir hata işlediğimizde, bir günaha girdiğimizde bunu bileceğiz, göreceğiz ve o mahçubiyetle Allah’a yaklaşacağız.
Biz Allah’a karşı her an kusurluyuz, her an mahçubuz, bu mahcubiyeti bizim her an hissetmemiz gerekiyor. Hiç bir şekilde nefsimizi Allah’a karşı temize çıkaramayız, çok eksiğimiz, kusurumuz, noksanımız var. Biz o kusurlarımızın farkında olarak aczimizle, fakrımızla o mahçubiyetle Allah’ın huzuruna çıktığımızda, bu Allah’ın hoşuna giden bir davranış olur.
İnsanlarla olan ilişkilerimizde de bu böyledir. Bir toplulukta bir sorun olduğunda, kendimizi muhasebeye çekelim, bir sorun olduğunda nefsimizi temize mi çıkarıyoruz, başkalarını mı suçluyoruz, yoksa kendi nefsimizi mi muhasebeye çekiyoruz. Eğer hemen kendi nefsimizi müdafaa ediyorsak, burada bir sıkıntı var şeytana maskara olduk demektir. Aklımıza şöyle bir soru gelebilir. Madem Allah bizi affetmek istiyor, o zaman neden bize
şeytanı bu şekilde desiselerle musallat ediyor? Şeytanın varlığı bizim terakkiyatımıza sebep oluyor, mesela melekler günahsız olarak nurdan yaratılmışlar ve Allah’a itaat ediyorlar, hiçbir şekilde günaha girmiyorlar. Şeytanlar da sadece şer işliyorlar insanın ise her iki tarafa meyli var, şerri de işleyebilir, hayrı da işleyebilir, itaat yönüde var, isyan yönüde var. Hangisini tercih edersen şekilde o yönden ilerliyor. O yüzden insanlar sorumluluk sahibidir.
Ve Allah insanı mahlukatın en üstünü olarak ahsenül takvimde yaratmış. Ve bütün esmalarının ayinesi bizde tecelli ediyor. ve biz bu esmalarla Allah’u tealayı tanıyoruz, biliyoruz. Allah’ın esmalarını tanımamız için, o esmaların tadına varmamız gerekiyor. Mesela Rezzak esmasını nasıl biliriz? O rızıkları yiyerek Rezzak esmasının lezzetini alıyoruz. Aynı şekilde Allah’ın tevvab esması, Ğafur esması, Settar esmasınıda, bir hata işlediğimizde bir günah işlediğimizde, doğru yolu bulup kusurumuzu farkedip, kabullenip o mahçubiyetle, istiğfar ederek, istiaze ederek, Allah’a sığınarak ona yaklaştığımızda ve tövbe ettiğimizde Settar isminin tecellisini hissediyoruz ve lezzetini alıyoruz. Bizi affıyla, günahlarımızı örterek, o esmalarını bize tanıttırmış oluyor. Bu şekilde hem esmalarını tanımış oluyoruz hemde kusurlarımızı günahlarımızı affettirmiş oluyoruz.
Kusurunu görmemek o kusurdan daha büyük bir kusurdur.
Lemalar
Ortada bir kusur varsa ve o kusuru göremiyorsak, o kusurdan daha büyük bir kusur oluyor. Şeytanın burada oyunu var. Kusuru işlettiriyor ama bunu Allah affedebilir eğer ona yönelip samimitiyetle tövbe edildiğinde affedilebilir. Ama şeytan kusuru bize göstermeyerek kusuru bize küçük göstererek yolu kapatarak o kusurdan daha büyük bir kusur işlenmesine sebep oluyor. Ve kusurunu itiraf etmemek, büyük bir noksanlıktır. Ve kusurunu görse o kusur, kusurluktan çıkar; itiraf etse affa müstahak olur.
Lemalar
Burada bir müjde var bir insan kusurunu gördüğünde o kusur kusur olmaktan çıkıyor ve affa müstehak oluyor.
Allah’ın bizi sevip sevmediğini anlamamız için bazı işaretleri vardır. Bir tanesi de şudur, Allah o kişiye kendi kusurlarını görme kabiliyeti verir ve kendi kusurlarıyla meşgul eder. Bir insan kendi kusurlarıyla ilgilenirse başkasının kusurunu göremez.
Kendimizi muhasebeye çekmeliyiz ama nefis kusur görmek istemiyor. Mesela biri bize kusurumuzu söylediğinde, bi an kabul etmek istemiyor, kabul etmek zor geliyor, nefse ağır geliyor ama ne kadar ağır gelsede doğru olan kusuru kabul etmek, nefisini muhasebe etmek.
Birisi bize kusurumuzu söylediğinde eksiğimizi söylediğinde ne yapmış oluyor? Bizim zaten düşmanımız olan nefise o da bir yumruk atmış oluyor. Biz o kişiye ne diyeceğiz? Allah senden razı olsun, yardım ettin, sende bir yumruk attın diyeceğiz. Bunu söylemek tabii ki nefse ağır geliyor ama yapmamız gereken bu.
Münafıklık arasındaki farkın bir tanesi de kusurlarımızı eksik görüyorsak küçük görüyorsak ya bundan da ne olur ki Allah affeder canım diyorsak o zaman affa müstehak olmuyoruz. Hatta bir söz var diyor ki; kişi kendini affederse affa layık değildir ama kişi kendisini affetmez ise kendini affa layık görmez ise o zaman affedilir .
Şöyle bir tehlike var şeytan bize büyük günahla gelmez önce küçük günahla gelir Allah affeder peki daha sonra ne yapar? O günahı küçük gösterir ve o günahı küçük gördüğün için işlemeye devam edersin, çünkü kusur olduğu görmüyor? O günahı Üstad şöyle anlatıyor;
Ta kalbi siyahlandıra siyahlandıra o kalbe yerleşir
daha sonra o küçük günah büyük bir günaha dönüşür ve Allah muhafaza bu inkara kadar götürür insanı. Daha kolay anlamamız için şöyle düşünelim küçük günah işlediğinde küçük bir kurt olsun kalbimize yerleşen hemen istiğfarla tövbeyle onu temizlersek kurt yok olur gider ama kusuru görmezsek onu itiraf etmezsek ne olur o kurt git gide büyür, büyür büyür. Bir yılana dönüşür ve bizi yutar Allah muhafaza.
Sadece Rabbimizle kendimiz arasındaki bağ ile değil, hem onun ile hem de insanlar arasındaki yaşadığımız hayat-ı içtimaiyede bir olay olduğunda nefsimizi hemen müdafaa etmeyeceğiz, muhasebe edeceğiz. Suçlu değilsek bile suçluyacağız.
Abilere Üstad yapmadıkları bir şey söylermiş. Eğer abiler Üstadım hayır öyle bir şey yapmadım dediğinde hemen;
‘Keçeli Keçeli nefsini müdafaa etme” diye uyarırmış. Biz ne kadar nefsimizi ezersek Allah’ın affına o kadar müstahak oluyoruz.Biz ne kadar kendimizi küçük görürsek ne kadar hatalarımızın farkına varırsak, o mahcubiyeti o kulluğun lezzetine o nispette varırız. O yüzden şeytanın bu desisesine inşallah kanmamaya çalışalım.
سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ
وَ اٰخِرُ دَعْوٰيهُمْ اَنِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَ
