Namaz Neden 5 vakit?

Bugünkü ders konumuz namaz ile ilgili olacak. Namazın ne kadar mühim olduğunu biliyoruz. Bunu şu sözden de anlayabiliriz. 

Kâinatta en yüksek hakikat imandır, imandan sonra namazdır.

Tarihçe-i Hayat

Nasıl ki biz ömrümüzün sonuna kadar imanımızı korumaya çalışıyoruz, tahkikileştirmeyi ve şüpheleri  okuyarak gidermeye çalışıyoruz. Aynı şekilde namazıda imanımız gibi ömrümüzün sonuna kadar korumak ve anlamaya çalışmak zorundayız. Risale-i Nur’da imanımızın ve bu asrın verdiği şüphelere, aklımıza takılanlara ve her şeye cevapları olduğu gibi, aynı şekilde namaz ile ilgili şeytan çok şüphe katıyor, nefsi emmare şüpheler katıyor, bunların hepsine Risale-i Nur da çok güzel cevaplar verilmiş. Namaz neden 5 vakittir? Hikmeti nedir? Bu soruların cevaplarını tefekkür edip anlamaya çalışacağız.

 بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيم

 فَسُبْحَانَ اللّٰهِ حٖينَ تُمْسُونَ وَحٖينَ تُصْبِحُونَ ۝ وَلَهُ الْحَمْدُ فِى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَعَشِيًّا وَحٖينَ تُظْهِرُونَ

 Bu sebeple akşam vaktine eriştiğinizde ve sabah kalktığınızda Allah’ı tesbih edin. Göklerde ve yerde her türlü övgü O’na mahsustur. Gündüzün sonunda ve öğle vaktine eriştiğinizde de O’nu tesbih edin.

(Rum Suresi 17-18)

Ey birader! Benden, namazın şu muayyen beş vakte hikmet-i tahsisini soruyorsun. Pek çok hikmetlerinden yalnız birisine işaret ederiz.

Sözler

Burada dikkat etmemiz gereken bir detay, sadece 1 hikmetinin değil pek çok hikmetinin olması.

Hikmet, bir şeyin yapılmasındaki asıl gaye maksat demek. Namazın 5 vakit olmasının pek çok hikmeti var ama burada sadece birine işaret edilmiş. Buradan da namazın derinliğini görebiliyoruz. 

Evet, her bir namazın vakti, mühim bir inkılab başı olduğu gibi azîm bir tasarruf-u İlahînin âyinesi ve o tasarruf içinde ihsanat-ı külliye-i İlahiyenin birer ma’kesi olduğundan, Kadîr-i Zülcelal’e o vakitlerde daha ziyade tesbih ve tazim ve hadsiz nimetlerinin iki vakit ortasında toplanmış yekûnüne karşı şükür ve hamd demek olan namaza emredilmiştir.

Sözler

Burada üç tane madde sayıldı. Birisi; mühim bir inkılab başı olduğu gibi, ve her bir namaz sadece 5 vakit namaz için değil, duha namazı, cenaze namazı, teravih namazı da olabilir. Hepsinin başında mühim bir inkılab var. Mesela cenaze namazının başında bir insan ahirete göçüyor, teravih namazının başında, ramazan geliyor, bir inkılab var. Aynı şekilde sabah, öğlen, ikindi, akşam, yatsı, vakitlerinde de hem kâinatta, hem bedenimizde mühim inkılaplar oluyor. Mesela sabah namazında güneşin doğması, o vakitlerde bize hatırlatılan şeylerin olması gibi.

Aynı şekilde öğlen vaktinde koskoca güneş orta vakte geliyor, kâinatta o iki vakit arasında birçok şey değişiyor, bu inkılapları zahir bir şekilde gözümüzle görebiliyoruz.

Allah’ın kainatta her an bitmeyen bir tasarrufu var. Özellikle o vakitlerde, insanın görebileceği, tefekkür edebileceği şekilde, azim tasarrufu görebiliyoruz. Güneşi düşündüğümüzde, sabaha orda olup, öğlen bu tarafa gelmesi, insana  ve kâinata o sırada verdiği menfaatleri, azim ve insanın görebileceği şekilde olduğunu görüyoruz.

tasarruf içinde ihsanat-ı külliye-i İlahiyenin birer ma’kesi olduğundan,

Sözler

Külli ihsan, sonsuz nimetlere o vakitlere Mazhar oluyoruz. Sabah kalktık işlerimize başlayacağız, eğer  Allah’ın o külli nimetleri ihsanı bize gelmese, gözümüz, elimiz, kolumuz çalışmazsa, yada güneş menfaatini bize göstermese doğmasa, hiç bir işe başlayamayız. Mesela bir doğal afet olduğunda, işlerimize koyulamıyoruz. Her gün, her dakika, her saniye, bunu gösterecek şekilde bir külli nimetleri var. Ve sadece güneşin menfaatini saymaya çalışsak bitiremeyiz. Isı, ışık, d vitamini, fotosentez, sayamadığımız bir sürü şey var.

Onunla beraber bedenimizdeki her şeye çok faydası var. Ayette de geçtiği gibi;

Allah’ın nimetini saymaya kalksanız başa çıkamazsınız.

(Nahl Suresi 18)

Daha saymaktan aciz olduğumuz nimetin, şimdide şükründen bahsedeceğiz. Ordan ne kadar aciz olduğumuzu anlayacağız zaten.

Allah’ım bütün kusurlardan münezzeh olduğunu her işinde mükemmel bir şekilde yaptığını bilmek, bunu tefekkür etmek. Biz bunu nereye bakarsak bakalım görebiliriz. Yaratılan en büyük mahlukta da o mükemmelliği görüyoruz,  küçücük atomlarda da. Sonucunda Allah’ı takdis etmemiz gerektiğini anlıyoruz. 

Şu ince ve derin manayı bir parça fehmetmek için beş nükteyi nefsimle beraber dinlemek lâzım.

BİRİNCİ NÜKTE

   Namazın manası, Cenab-ı Hakk’ı tesbih ve tazim ve şükürdür. Yani, celaline karşı kavlen ve fiilen “Sübhanallah” deyip takdis etmek; hem kemaline karşı lafzen ve amelen “Allahu ekber” deyip tazim etmek; hem cemaline karşı kalben ve lisanen ve bedenen “Elhamdülillah” deyip şükretmektir.

Sözler

Önce SubhanAllah kelimesinde Rabbimizin Celâlini düşünelim. Gezegenlerde, yeryüzünde bir hayvanda, her şeyde bir mükemmellik var. Hatta bunu daha iyi anlamak için insanların icatlarıyla Allah’ın bize tamamen ücretsiz olarak verdiği icatları kıyaslayalım. Mesela 20 sene önceki telefonla şu anki telefon bir değil. Neden? Çünkü insan sürekli geliştiriyor ve daha mükemmel olmasına çabalıyor. Mükemmeli yakalayamıyor. Zaman geçtikçe icatlardaki eksikliği fark ediyor. Ama bundan 1000 sene önce bir insanın gözü nasılsa şu anda da öyle. 1000 sene önce bir bitkinin bize ne faydası varsa, ağacın ne faydası varsa şuan hâlâ aynı menfaati veriyor. Anlıyoruz ki ilk icat edildiğinde, yaratıldığında en mükemmel. Bu da İlahi yaratılış ile beşerî icadın arasındaki farkı gösteriyor. İnsan bunun karşısında tabii ki hayret duymalı. Bunlar bize ülfet olmuş ama dikkat ile düşündüğümüzde gerçekten çok hayret verici bir durum. İnsan bu durum karşısında SubhanAllah demekten kendini alamıyor. Peki SubhanAllah kelimesini  tefekkür etmeden söylersek uygun olur mu?

Hem kavlen hem fiilen insanın bu kelimenin altını doldurması gerekiyor. Tefekkürden de âciziz. Nasıl ki şükründen acizsek biz o tefekkürden de âciziz. Rabbimiz o kadar merhametli ki bize bu külli şükrü, külli tefekkürü ve O’na karşı külli hürmeti gösterebilmemiz için namaz gibi muhteşem bir ibadet ihsan eylemiş. Namazın her kelimesinde, her hareketinde, surelerin her birinde külli ibadetin çekirdekleri var.

hem kemaline karşı lafzen ve amelen “Allahu ekber” deyip tazim etmek;

Sözler

Tazim biliyoruz ki hürmet ve aynı zamanda Allah’ın büyüklüğünü idrak etmek, acizliğimizin farkına varmak manalarına gelir. Bir örnekle düşünelim. Mesela insan annesi babası bile ona fedakarlık yaptığı için hürmet göstermek zorundadır. Bir insanın annesine karşı isyan ettiğini görürsek onu kınarız çünkü çok yanlış bir harekettir. Allah’ın sana verdiği nimetlerle beraber O’nun büyüklüğü karşısında o hürmeti göstermemek nasıl büyük bir saygısızlık ve isyan olduğunu düşünebiliriz. Ve O’nun karşısında rüku ile secde ile Allahuekber ile bunu söylüyorsak aynı şekilde rükuya, secdeye gittiğimizin farkında olarak bunun şükründen, tefekküründen aciziz. Zaten Allah’ın bizim ibadetimize ihtiyacı yok. O çok ayrı bir mesele. Bu ibadeti bizim için istiyor. Bu sebeple şükür, tefekkür, tazim için en önemli şey Namaz. Bizler Namazı kalmakla şunu da söylemiş oluyoruz “Allah’ım senden başka yüce ve büyük olan yok.” Bu sebeple îmânımızı doğrudan ilgilendiriyor. Bir insanın îmanı varsa namazı da olmalı. Namaz onun îmânını korur. Bir hadis-i şerif’te: 

“İnsan ile şirk ve küfür arasında namazı terketmek vardır.“

(Müslim, Îmân 134; Ebû Dâvûd, Sünnet 15)

“Namaz dinin direğidir, kim onu terkederse dinini yıkmıştır.”

“Acluni, Keşful Hafa, II/31”

buyurulmuştur.

Onlar  Allah’a karşı bütün itaatlerini, hürmetlerini Allahuekberlerle tefekkürlerini  sunarken…

 Her şey Allah’ı zikir ediyor, şuurlu meleklerden şuursuz gördüğümüz, ilhamla bütün o çiçekler, hayvanlar, bitkiler, bütün o yaratıkların hepsi hatta cansız düşündüğümüz şeyler bile aslında hepsi Allah’ı zikrediyor.

Biz insanın mahlukata halife olduğunu söylüyoruz. Halife olmanın en büyük şartı namaz. Çünkü sen onu Allah’a sunuyorsun. Buna şöyle bir örnek verelim, sunmazsak nasıl bir vebale girdiğimizle ilgili;

Diyelim ki bir ekip olarak bir proje hazırlıyorsunuz. Böyle aylarca uğraşmışsınız. Herkes bir şeyle ilgilenmiş, kimisi grafiklerini tasarlamış, kimisi metnini yazmış, kimisi ise farklı fikirler eklemiş ve sana sadece bir görev verilmiş onu toplantı zamanı geldiğinde sunacaksın sende o yetenek var ve  bunun ücretini de çoktan almışsın. Herkes görevini eşit şekilde tamamlamış ve toplantı saati gelmiş ama sen gitmiyorsun veya geç kalıyorsun. Ne olur? Büyük ihtimalle kovulursun ya da çok büyük bir ceza yersin ve bütün o insanların aylarca uğraştığı emeğe haksızlık edersin. Onların hakkına girersin, hepsi senden şikayetçi olur. Çünkü bütün o toplantı vaktinde hepsi gider.

Aynı şekilde hatta çok daha büyük bir şekilde koskoca güneş Allah’a itaat ederken küçücük atomlar hepsi bütün görevini eksiksiz şekilde yaparken, melekler ve çoğu insan görevini yaparken sen o vakitte gitmediğinde büyük bir itaatsizlikle beraber herkesin hakkına giriyorsun, hem kendi vazifeni yapmıyorsun, o şükrünü eda etmiyorsun. Çünkü namaz bizim borcumuz. İleride cenneti kazanmak için değil zaten hali hazırda bir sürü nimete sahip olmuşuz. Bunları saymaktan aciziz, onların şükrü olarak Allah insana kolay gelen bir ibadetle bize bunu nasip etmiş ikram olarak ve sen onu sunmadığında da tabi ki cehennem burada adaletin ta kendisi oluyor. Cennet tamamen rahmet çünkü sen zaten borç olan bir görevini yapmışsın ama Allah rahîm olduğu için bize cenneti nasip ediyor.

Düşünelim, biz bir şeylerin faturasını ödüyoruz değil mi? Telefon faturasını ödüyoruz ya da elektriği, doğalgazı ödüyoruz. Bunlar içinde günde 10 saatimiz ya da bir evin babası annesi olsun en az 7-8 saat çalışması gerekiyor ve bu çok mantıklı değil mi? Peki  sadece güneşin menfaatini düşünürsek aylık bize faturası gelse ya da gözümüzün ya da normal konuşmamızın bir faturası gelseydi. Bunu ödeyebilir miydik  ödeyemezdik. Rabbimiz 24 saatten sadece bir saatimiz alan ibadetin içine koymuş.

Demek tesbih ve tekbir ve hamd, namazın çekirdekleri hükmündedirler. Ondandır ki, namazın harekât ve ezkârında bu üç şey, her tarafında bulunuyorlar.

Sözler

Üstad diyor ya ağacın bütün programı çekirdekte toplanmıştır. İnsanın aklına şu soru geliyor, nasıl sadece bir saatimizi alan bir ibadet bu kadar şeyi kapsayabilir ki? Bu kadar mahlukatın şükrünü sunuyoruz…

Nasıl ki o çekirdeğe sığdırdı ise namaza da hem bütün ibadetlerin çekirdeği hem de bütün mahlukatın zikri şükrü tefekkürü var.

Hem ondandır ki, namazdan sonra, namazın manasını te’kid ve takviye için şu kelimat-ı mübareke, otuz üç defa tekrar edilir. Namazın manası, şu mücmel hülâsalarla te’kid edilir.

Sözler

Tesbihatın da önemini burada anlamış oluyoruz. O kelimeler hep çektiğimiz zikirler ama asla altı boş değil. O kelimeleri tefekkür ettiğimizde gerçekten düşerek çektiğimizde o şuurlu tespiti yaptığımızda ne kadar değerli olduğumuzu hissediyoruz.

Namaz acizliğimizin de farkına vardırdığı gibi aslında değerimizin farkına vardırıyor. Rabbin sana izin veriyor. Seni huzurunda kabul ediyor. Dualarını dinliyor ve bütün mahlukatın şükrünü sana sunma fırsatı veriyor. Aciz kaldığımız şükrü sunma fırsatı veriyor. Aciz kaldığımız  bir tefekkürü sunma fırsatı veriyor. Aciz kaldığımız bir hürmeti sunma fırsatı veriyor. Ve bununla beraber bedenimize ruhumuza gelen büyük bir lezzet var. Bunu bizim için istiyor. Sadece dünyevi faydasını konuşsak çoğu insanın itiraf ettiği belki dünyevi faydası var. Hem sağlık olarak hem beden olarak hem o vakitlerde uyanık olmakla ilgili.

İnsanın aklına şu soru geliyor, neden hepsini toptan sabah kılmıyoruz  ya da akşam kılmıyoruz diye. Dünyadaki bir ilaç bile menfaatini görmek için günde 3-4 defa kullanıyoruz hepsini sabah alamıyoruz değil mi? Vaktinde almamız lazım. Hepsini sabah alsan aynı tesiri göstermez. O yüzden de namaz için de aynı şekilde.

Çok daha fazla hikmeti var. İlaçtan çok daha fazla o vakitlere ayrılmasının hikmeti var.

Fecir zamanı, tulûa kadar, evvel-i bahar zamanına, hem insanın rahm-ı madere düştüğü âvânına, hem semavat ve arzın altı gün hilkatinden birinci gününe benzer ve hatırlatır ve onlardaki şuunat-ı İlahiyeyi ihtar eder.

Zuhr zamanı ise, yaz mevsiminin ortasına, hem gençlik kemaline, hem ömr-ü dünyadaki hilkat-i insan devrine benzer ve işaret eder ve onlardaki tecelliyat-ı rahmeti ve füyuzat-ı nimeti hatırlatır.

Asr zamanı ise, güz mevsimine, hem ihtiyarlık vaktine, hem âhirzaman Peygamberinin (Aleyhissalâtü Vesselâm) asr-ı saadetine benzer ve onlardaki şuunat-ı İlahiyeyi ve in’amat-ı Rahmaniyeyi ihtar eder.

Mağrib zamanı ise, güz mevsiminin âhirinde pekçok mahlukatın gurubunu, hem insanın vefatını, hem dünyanın kıyamet ibtidasındaki harabiyetini ihtar ile, tecelliyat-ı celaliyeyi ifham ve beşeri gaflet uykusundan uyandırır, ikaz eder.

İşâ’ vakti ise, âlem-i zulümat, nehar âleminin bütün âsârını siyah kefeni ile setretmesini, hem kışın beyaz kefeni ile ölmüş yerin yüzünü örtmesini, hem vefat etmiş insanın bakiyye-i âsârı dahi vefat edip nisyan perdesi altına girmesini, hem bu dâr-ı imtihan olan dünyanın bütün bütün kapanmasını ihtar ile Kahhar-ı Zülcelal’in celalli tasarrufatını ilân eder.

Gece vakti ise, hem kışı, hem kabri, hem âlem-i Berzahı ifham ile, ruh-u beşer rahmet-i Rahman’a ne derece muhtaç olduğunu insana hatırlatır. Ve gecede teheccüd ise, kabir gecesinde ve Berzah karanlığında ne kadar lüzumlu bir ışık olduğunu bildirir, ikaz eder ve bütün bu inkılabat içinde Cenab-ı Mün’im-i Hakikî’nin nihayetsiz nimetlerini ihtar ile ne derece hamd ü senaya müstehak olduğunu ilân eder.

İkinci sabah ise, sabah-ı haşri ihtar eder. Evet şu gecenin sabahı ve şu kışın baharı, ne kadar makul ve lâzım ve kat’î ise, haşrin sabahı da, Berzahın baharı da o kat’iyyettedir.

Demek bu beş vaktin herbiri, bir mühim inkılab başında olduğu ve büyük inkılabları ihtar ettiği gibi; kudret-i Samedaniyenin tasarrufat-ı azîme-i yevmiyesinin işaretiyle; hem senevî, hem asrî, hem dehrî, kudretin mu’cizatını ve rahmetin hedâyâsını hatırlatır. Demek asıl vazife-i fıtrat ve esas-ı ubudiyet ve kat’î borç olan farz namaz, şu vakitlerde lâyıktır ve ensebdir.

Sözler

Başta inkılaplardan bahsederken kainattakileri söylemiştik ama hem senevi olarak mevsimleri hem dehri olarak zamanının gezegenin oradaki farklı zamanlarını hem asli olarak yani insanın ömründeki her biri farklı vakti hatta bazıları ahirete bakan yönleri hatırlatıyor, nimetleri hatırlatıyor ve insan gerçekten akşam vakti olsun, yatsı vakti olsun, o huzura o kadar ihtiyacını hissediyor ki. Gerçekten dünya her zaman elem ve firakla dolu her zaman bir sıkıntılar var. İmtihan dünyasındayız ve ancak insan namaza gittiğinde o huzuru bulabiliyor, sabrını bile namazla kontrol edebiliyor. Namazın gerçekten farkına vardığımızda neden iki vakit ortasında ki bütün işlerimizin de ibadet sayıldığını anlayabiliyoruz. Mübah işler bile Allah’ın izniyle ibadet sayılıyor ve neden Allah’a en hoş gelen ibadetin de vaktinde kılınan namaz olduğunu görebiliyoruz.

سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ 

وَ اٰخِرُ دَعْوٰيهُمْ اَنِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَ

Yorum bırakın