
Namaz bütün ibadetlerin fihristesidir. Yani bütün ibadetleri içinde barındıran bir ibadettir. Mesela namaza durduğumuzda çoğu ibadetleri kapsayan bir ibadet yapmış oluyoruz. Nasıl olduğunu da dersin ilerleyen yerlerinde daha iyi anlayacağız inşallah. Aynı zamanda namaz külli ve genel bir şükürdür bütün şükürleri içinde barındıran bir ibadettir. Namaz gerçekten bir çekirdek ve fihriste hükmünde.
…Lâkin bedenî ibadet ve taatlerden namazın tahsisi, namazın bütün hasenata fihrist ve örnek olduğuna işarettir.
Evet nasıl ki Fatiha Kur’an’a, insan kâinata fihristedir; namaz da hasenata fihristedir.
İşârât-ül İ’caz
Yani Fatiha Kur’anın küçültülmüş bir örneği, insan kainatın küçültülmüş bir örneği, namazda bütün hasenatın yani sevapların küçültülmüş bir örneğidir.
Çünkü namaz; savm, hac, zekât ve sair hakikatleri hâvi olduğu gibi…
İşârât-ül İ’caz
Namaz için çoğu ibadetleri kapsayan bir ibadet yapıyoruz demiştik, burada nasıl olduğu açıkça belirtiliyor. Mesela namaz’a durduğumuzda sanki kabe karşımızdaymış gibi namaz kıldığımızda aslından bir nevi hac da yapmış oluyoruz, aynı zamanda namaz da yemek içmek söz konusu olmadığı için oruç da tutmuş oluyoruz ve vaktimizden harcayarak da zekat da vermiş oluyoruz. Tüm bu ibadetleri namaz ile beraber yapmış oluyoruz.
…idrakli ve idraksiz mahlukatın ihtiyarî ve fıtrî ibadetlerinin numunelerine de şâmildir. Mesela secdede, rükûda, kıyamda olan melâikenin ibadetlerini hem taş, ağaç ve hayvanların o ibadetlere benzeyen durumlarını andıran bir ibadettir.
İşârât-ül İ’caz
Mesela bazı melekler var Allah’a karşı yapmış oldukları tesbihleri, şükürleri, tanzimleri sürekli kıyamda yapıyorlar. Yaratıldıkları andan itibaren kıyamda duran melekler var. İşte bizde namaza durduğumuzda, tekbir getirip, dünyayı arkamıza alıp, Allah’a teslim olduğumuzdaki o kıyam pozisyonuyla kıyamdaki meleklerin tesbihlerini de biz Allah’a sunuyoruz. peki neden biz sunuyoruz çünkü biz bir temsilciyiz.
Ve aynı zamanda yaratıldıkları andan itibaren rükû da duran ve tesbihlerini o şekilde yapan meleklerde var.
İşte bizde rüku’ya giderek rüku şeklindeki meleklerin, rüku şeklindeki dört ayaklıların ve rüku ya benzer coğrafik şekillerinde tesbihlerini Allah’a biz ulaştırıyoruz.
Ve secdeye giderek de secde de duran meleklerin, yerde sürünenlerin, bitkilerin, taşların da tesbihlerini biz Allah’a ulaştırıyoruz peki neden biz? Çünki biz bir temsilciyiz.
Peygamber efendimiz (s.a.v) miraca çıktığında bizim ve tüm mahlukatın dualarını ibadetlerini Allah’a sunuyor. Çünkü peygamber efendimiz (s.a.v) bizim ve tüm mahlukatın temsilcisi peki biz kimin temsiliyle Allah’ın huzuruna çıkıyoruz?
Sineklerden böceklere kuşlardan meleklere kadar tüm canlı cansız mahlukatın temsiliyle Allah’ın huzuruna çıkıyoruz.
İşte bir insan namaz kılmadığında onun için tüm mahlukat ondan şikayetçi oluyorlar “Yarabbi bizim tebihlerimizi sana ulaştırmadı biz bundan davacıyız diyip şikayetçi oluyorlar.
Baktığımız zaman biz kainatın herşeyinden yararlanıyoruz. İneğin sütünü içiyoruz, arının yaptığı balı yiyoruz, ağaçların ürettiği oksijeni heran soluyoruz, peki bunca nimete karşı biz şükrümüzü nasıl yapacaz ? İşte külli bir şükür olan namaz ile..
Peygamber efendimiz (s.a.v) sabahlara kadar ayakları şişene kadar namaz kılardı. Bir gün hz. Aişe “ya resulallah sen geçmiş ve gelecek günahları affedilensin neden bu kadar namaz kılıyorsun” diyince, peygamber efendimiz (s.a.v) şükreden bir kul olmayayım mı? Buyuruyor..
اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ
اِنَّ الصَّلٰوةَ كَانَتْ عَلَى الْمُؤْمِنٖينَ كِتَابًا مَوْقُوتًا
Şüphe yok ki namaz, müminler üzerine vakitleri belli olarak yazılmış bir ödevdir.
Nisa Suresi 103. Ayet
Bir zaman sinnen, cismen, rütbeten büyük bir adam bana dedi: “Namaz iyidir. Fakat her gün her gün beşer defa kılmak çoktur. Bitmediğinden usanç veriyor.”
Sözler
Üstadın yanına yaşça büyük, iri yapılı ve makam mevki sahibi biri geliyor ve tamam namaz iyidir hoştur, ama her gün beşer defa kılmak çoktur bitmediğinden usanç verdiğini söylüyor. Burada namaza karşı değilde sürekliliğine karşı olduğunu söylüyor. Aslında şeytan sağdan yaklaşıyor.
O zatın o sözünden hayli zaman geçtikten sonra, nefsimi dinledim. İşittim ki aynı sözleri söylüyor ve ona baktım gördüm ki tembellik kulağıyla şeytandan aynı dersi alıyor.
Sözler
Demek ki nefis hep aynı şeyleri söylüyor hepimize hep aynı şeyleri söylüyor hep aynı yerden vurmaya çalışıyor, neden çünkü ders aldığı yer yani hocası aynı.
O vakit anladım o zat o sözü, bütün nüfus-u emmarenin namına söylemiş gibidir veya söylettirilmiştir. O zaman ben dahi dedim: “Madem nefsim emmaredir. Nefsini ıslah etmeyen, başkasını ıslah edemez. Öyle ise nefsimden başlarım.” Dedim: Ey nefis! Cehl-i mürekkeb içinde, tembellik döşeğinde, gaflet uykusunda söylediğin şu söze mukabil beş ikazı benden işit.
Sözler
Burada Üstad kendi nefsine seslenmiş bizde buraya kendi nefislerimizi koyup seslenelim.
Burada aynı zamanda namaz kılmamanın temel özelliklerini de görüyoruz bir insan neden namaz kılmaz Cehli mürekkep içinde olduğu için, tembellik döşeğinde olduğu için, ve gaflet uykusunda olduğu için namaz kılmıyor.
BİRİNCİ İKAZ
Ey bedbaht nefsim! Acaba ömrün ebedî midir? Hiç kat’î senedin var mı ki gelecek seneye belki yarına kadar kalacaksın? Sana usanç veren, tevehhüm-ü ebediyettir.
Sözler
Dersin başında ne deniyordu, adamın biri geliyor tamam namaz iyidir, hoştur, zaten kimse namaza kötü demiyor ki her gün her gün beşer defa çoktur bitmediğinden usanç veriyor demişti. İşte aslında usanç veren tevehhümü ebediyettir, kendini sonsuz ebedi yaşacakmış gibi zannettemek. Biz gerçekten kendimizi sonsuz ebedi yaşayacak gibi zannediyoruz halbuki ömrümüz kısa ve ne kadar yaşayacağımız belli değil. Şimdi öğlen vaktindeydik ve öğlen namazımızı eda ettik, sorumluluk üzemizden kalktı. İkindi vaktine çıkacağımızın da garantisi yok ve daha vakit girmeden üzemize farz olmuyor biz bulunduğumuz vakit ile sorumluyuz. işte onun için bize usamç veren tevehhümü ebediyet oluyor.
Keyif için ebedî dünyada kalacak gibi nazlanıyorsun. Eğer anlasa idin ki ömrün azdır hem faydasız gidiyor.
Elbette onun yirmi dörtten birisini, hakiki bir hayat-ı ebediyenin saadetine medar olacak bir güzel ve hoş ve rahat ve rahmet bir hizmete sarf etmek; usanmak şöyle dursun, belki ciddi bir iştiyak ve hoş bir zevki tahrike sebep olur.
Sözler
Baktınız zaman ömrümüz kısa. ister 30 sene olsun, ister 60 sene olsun, ister 90-100 sene olsun kısa gerçekten. Peki biz bu kısa hayatımızın hegün 1 saatini kullanarak güzel, hoş, rahat geçireceğimizi bilmek usanmak şöyle dursun ciddi bir iştiyak ve hoş bir zevki tahrike sebep olur.
İKİNCİ İKAZ
Ey şikem-perver nefsim! Acaba her gün her gün ekmek yersin, su içersin, havayı teneffüs edersin; sana onlar usanç veriyor mu?
Sözler
Mesele 25-30 senedir su içtiğimizi yemek yediğimizi düşünürsek bıktım artık her gün yemek yiyip su içiyorum usandım diyormuyuz? Yada her an nefes alıyoruz bıktım artık her an nefes alıyorum nefes almak istemiyorum diyor muyuz? Bunlar bize usanç veriyor mu?
Madem vermiyor çünkü ihtiyaç tekerrür ettiğinden usanç değil belki telezzüz ediyorsun. Öyle ise hane-i cismimde senin arkadaşların olan kalbimin gıdası, ruhumun âb-ı hayatı ve latîfe-i Rabbaniyemin hava-yı nesîmini cezb ve celbeden namaz dahi seni usandırmamak gerektir.
Sözler
Bizim maddi vücudumuzun ihtiyaçları olduğu kadar ruhumuzun, manevi organlarımızın, latifelerimizinde ihtiyacı var. Bunların gıdasıda namazdır. Midemizin ihtiyacı bizi usandırmıyorsa, ruhumuzun ihtiyacıda bizi usandırmaması gerekir. Midemizin ekmeğe ihtiyacı olduğu kadar ruhumuzunda namaza ihtiyacı var.
Evet, nihayetsiz teessürat ve elemlere maruz ve müptela ve nihayetsiz telezzüzata ve emellere meftun ve pür-sevda bir kalbin kut ve kuvveti, her şeye kādir bir Rahîm-i Kerîm’in kapısını niyaz ile çalmakla elde edilebilir.
Evet, şu fâni dünyada kemal-i süratle vaveylâ-yı firakı koparan giden ekser mevcudatla alâkadar bir ruhun âb-ı hayatı ise her şeye bedel bir Mabud-u Bâki’nin, bir Mahbub-u Sermedî’nin çeşme-i rahmetine namaz ile teveccüh etmekle içilebilir.
Evet, fıtraten ebediyeti isteyen ve ebed için halk olunan ve ezelî ve ebedî bir zatın âyinesi olan ve nihayetsiz derecede nazik ve letafetli bulunan zîşuur bir sırr-ı insanî, zînur bir latîfe-i Rabbaniye; şu kasavetli, ezici ve sıkıntılı, geçici ve zulümatlı ve boğucu olan ahval-i dünyeviye içinde, elbette teneffüse pek çok muhtaçtır ve ancak namazın penceresiyle nefes alabilir.
Sözler
Şimdi 1000 metre yerin altında çalışan maden işçilerini bi düşün çalıştıkları hava ortamı nasıl? Boğucu, havasız, oksijensiz, sıkıntılı bir havası var. Şimdi o maden işçilerinin çalıştığı yere bir pencere açılsa ve yukarıdan temiz bir hava gelse nasıl güzel nefes alacaklar rahatlayacaklar değil mi?
İşte bizim ruhumuzda şu sıkıntılı, stresli, karışık, imtihanlı dünya halleri içerisinde ancak namaz penceresiyle hava alacak ve öylede rahatlayacak.
ÜÇÜNCÜ İKAZ
Ey sabırsız nefsim! Acaba geçmiş günlerdeki ibadet külfetini ve namazın meşakkatini ve musibet zahmetini, bugün düşünüp muzdarip olmak hem gelecek günlerdeki ibadet vazifesini ve namaz hizmetini ve musibet elemini, bugün tasavvur edip sabırsızlık göstermek hiç kâr-ı akıl mıdır?
Sözler
Geçmişteki namazları düşünğnce, birde gelecekteki namazları düşününce, sanki hiç bitmeyecekmiş gibi içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Halbuki..
…geçmiş günlerin zahmeti, bugün rahmete kalbolmuş;
Sözler
Mesela 10 senedir namaz kıldığımızı düşünürsek. O on senede çektiğimiz ufak tefek sıkıntılar külfetler Rahmete kalboluyor o elemi unutturuyor insan geriye dönüp baktığında elinde sevap kalmış oluyor.
Elemi gitmiş, lezzeti kalmış. Külfeti, keramete iltihak ve meşakkati, sevaba inkılab etmiş. Öyle ise ondan usanç almak değil belki yeni bir şevk, taze bir zevk ve devama ciddi bir gayret almak lâzım gelir. Gelecek günler ise madem gelmemişler. Şimdiden düşünüp usanmak ve fütur getirmek aynen o günlerde açlığı ve susuzluğu ile bugün düşünüp bağırıp çağırmak gibi bir divaneliktir.
Madem hakikat böyledir. Âkıl isen ibadet cihetinde yalnız bugünü düşün ve onun bir saatini, ücreti pek büyük, külfeti pek az, hoş ve güzel ve ulvi bir hizmete sarf ediyorum, de. O vakit senin acı bir füturun, tatlı bir gayrete inkılab eder.
İşte ey sabırsız nefsim! Sen üç sabır ile mükellefsin.
Birisi: Taat üstünde sabırdır. (ibadetler üzerine sabır)
Birisi: Masiyetten sabırdır. (günahlara karşı sabır)
Diğeri: Musibete karşı sabırdır. (sıkıntılara karşı sabır)
Aklın varsa şu üçüncü ikazdaki temsilde görünen hakikati rehber tut. Merdane “Yâ Sabûr!” de, üç sabrı omuzuna al. Cenab-ı Hakk’ın sana verdiği sabır kuvvetini, eğer yanlış yolda dağıtmazsan her meşakkate ve her musibete kâfi gelebilir ve o kuvvetle dayan.
DÖRDÜNCÜ İKAZ
Ey sersem nefsim! Acaba şu vazife-i ubudiyet neticesiz midir, ücreti az mıdır ki sana usanç veriyor? Halbuki bir adam sana birkaç para verse veyahut seni korkutsa akşama kadar seni çalıştırır ve fütursuz çalışırsın.
Acaba bu misafirhane-i dünyada âciz ve fakir kalbine kut ve gına ve elbette bir menzilin olan kabrinde gıda ve ziya ve herhalde mahkemen olan mahşerde senet ve berat ve ister istemez üstünden geçilecek sırat köprüsünde nur ve burak olacak bir namaz, neticesiz midir veyahut ücreti az mıdır? Bir adam sana yüz liralık bir hediye vaad etse yüz gün seni çalıştırır. Hulfü’l-vaad edebilir o adama itimat edersin, fütursuz işlersin. Sözler
Bir memur düşünelim günlüğü 500 Liradan çalışıyor. Yıllarca okul okuyor meşakkatlere katlanıyor günlüğü 500 Lira için çalışıyor. Bu dünyevi yaptıkları için bir karşılığı varda Allah’a karşı yaptığımız manevi vazifelerin bir karşılığı olmaz mı?
BEŞİNCİ İKAZ
Ey dünya-perest nefsim! Acaba ibadetteki füturun ve namazdaki kusurun meşâgil-i dünyeviyenin kesretinden midir veyahut derd-i maişetin meşgalesiyle vakit bulamadığından mıdır? Acaba sırf dünya için mi yaratılmışsın ki bütün vaktini ona sarf ediyorsun!
Elhasıl: Ey nefis! Bil ki dünkü gün senin elinden çıktı. Yarın ise senin elinde senet yok ki ona mâliksin. Öyle ise hakiki ömrünü, bulunduğun gün bil. Lâekall günün bir saatini, ihtiyat akçesi gibi hakiki istikbal için teşkil olunan bir sandukça-i uhreviye olan bir mescide veya bir seccadeye at. Sözler
Namaz kılanın diğer mübah dünyevî amelleri, güzel bir niyet ile ibadet hükmünü alır. Sözler
Çok güzel bir örnek verelim bir yoğurdu mayalamak için maya gerekiyor. Mayaya baktığımız zaman küçük bir şey ama sütü yoğurda çeviriyor. Evet ibadetlerimiz olmazsa namaz olmazsa ihlasımız olmazsa o süt yoğurda dönmüyor. İnşallah iki namaz arasındaki dünyevi amellerimiz ibadete çevriliyor ama şart ne NAMAZ.
Bu yazıdan sonra kılacağımız namazda bir saniye duralım nefes alalım ve düşünelim Rabbim’in huzuruna çıkıyorum ve bu benim son namazım olabilir. Emin olalım bu bir saniye bize çok şey katacaktır.
Yazımızı ayetlerle noktalayalım.
De ki: “Benim namazım, (her türlü) ibadetim, hayatım ve ölümüm, hepsi âlemlerin rabbi olan Allah içindir. En’am Sûresi 162
Ve onlar rablerinin rızasını elde etmek için sabreden, namazı dosdoğru kılan, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda gizli açık harcayan, kötülüğü iyilikle savan kimselerdir. İşte dünya hayatının güzel sonu (cennet) sadece onlarındır. R’ad Sûresi 22
