Kime Güveniyoruz? | Özgüven

Özgüven deyince aklımıza ne geliyor?

Kendimiz de özgüven eksikliği hissediyor muyuz? 

Kendine güvenmek kavramları ile dinî şeyler arasında bağ kuramıyoruz. Çünkü ‘Sen güçlüsün, sen yaparsın’ gibi sanki egoyu şişiren cümleler duyuyoruz. Enaniyet büyüdükçe kibre hatta firavunluğa kadar gidebiliyor. 

Özgüven; Psikolojik olarak, kişinin kendisine yönelik iyi olumlu duygular geliştirmesi ve bunun sonucu kendini iyi hissetmesidir. Özgüvenli insan, kendisiyle bütün olarak barışık, çevresi ile de bundan dolayı barışık olur, olumlu bir iletişim içinde bulunur. 

Özgüvenli insan kendisini ne başkalarından üstün ne de başkalarından aşağı görmez. Kendini iyi tanıdığı için neyi ne kadar yapabileceğini bilir, o açıdan da toplumda rahat bir insandır. Dini açıdan ise Allah’ın ona verdiği yeteneklere güvenir, yürekli ve cesaretlidir. 

Özgüven ile kendine güven arasındaki fark; Özgüven kendi aczinin fakrının farkında olup, başarıyı Allah’tan bilmektir. Kendine güven ise, her başarıyı kendinden bilmektir. 

Besmele bahsinde şöyle geçiyor:

Evet, bu kelime öyle mübarek bir definedir ki senin nihayetsiz aczin ve fakrın, seni nihayetsiz kudrete, rahmete rabtedip Kadîr-i Rahîm’in dergâhında aczi, fakrı en makbul bir şefaatçi yapar. 

Sözler

Biz kendimize güvenmemeliyiz. Çünkü firavunluğa kadar yolu vardır. Bizlerde sonsuz acz ve fakr var ama bu bizi Allah’ın ganiyyi mutlak oluşuna, sonsuz zenginliğine  dayandırıyor.  Özgüvenli insan kendini bilip elinden geleni yaptıktan sonra gerisi için Allah’a tevekkül edip O’na güveniyor. Evet bir özgüven var ama bu özgüven içinde sadece kendine güvenmiyor. 

Ve kat’iyen bil ki senden sana yalnız noksan ve kusur vardır.

Mesnevî-i Nuriye

Bu kadar eksiklik ve kusur varken biz kendimize nasıl güvenebiliriz? O zaman biz Allah’a güvenmenin yolunu arayacağız. O’na güvenmeliyiz ki kâinata meydan okuyabilelim. 

İman, hem nurdur hem kuvvettir. Evet, hakiki imanı elde eden adam, kâinata meydan okuyabilir ve imanın kuvvetine göre hâdisatın tazyikatından kurtulabilir. 

Sözler

Bazen kendimizi güçsüz hissederiz. Kur’an okuyoruz tefsir okuyoruz, bir kuvvet buluyoruz. İşte bu bizdeki imanın kuvvetinden geliyor.

Tarihçe-i hayat’ta Üstad asra meydan okuyor ve o asırda komünizm yayılmak üzere, ortalık karışık ve savaşlar vs. olmasına rağmen her şeye meydan okuyor.

Daha sonra Üstad bir gazetede İngiliz sömürge bakanının bir açıklamasını görüyor.İngiltere o zaman her yere hakim dünyaya hakim ve İngiliz sömürge bakanı gazetede: “Biz bu Kur’ân’ı Müslümanların elinden almazsak ya da Müslümanları bu Kur’an’dan soğutmazsak biz onlara karşı galip olamayız.” diyor ve Üstad bunu görüyor o an şimşekler çakıyor ve diyor ki “Kur’ân’ın sönmez ve söndürülmez mânevî bir güneş hükmünde olduğunu, ben dünyaya ispat edeceğim ve göstereceğim. ” Düşünün o zaman Üstadın neyi var? Malı mülkü mü var? Makamı mı var? O zaman hiçbir şeyi yok hatta o aralar Van valisinin evinde kalıyor. Üstad kime meydan okuyor koskoca İngiltere bakanına ve belki de İngiltereye, dünyaya hakim olan bir devlete meydan okuyor. Peki neye güveniyor kendine mi güveniyor? Hayır! Allah’a güveniyor.

Mesela Rus kumandanın karşısında ayağa kalkmaması olayı da var. Peki orada neye güveniyor, o kalabalığın içindesin ve esirsin ama umrunda değil ki… Allah’a güveniyor ölürsem şehidim zaten diyor. İşte böyle bir güvenle bütün kainatı karşısına alabilir.

Ve imanın kuvvetine göre hâdisatın tazyikatından kurtulabilir.

Sözler

Kainatı nasıl karşısına alabilir? Çünkü  kainatın arkasında Kainatın Sahibi var. Kainatın Sahibine dayanıyorsun O’ndan büyük bir güç kudret yoktur ki. O’na dayanırsak karşımızda ne dayanabilir.

Mesela sahabeler iki üç tane ayet öğreniyorlar ve Çin’e gidiyorlar. Yolda başıma bir şey gelir mi diye düşünmeden, ne ile karşılaşacağını bilmeden yola çıkıyorlar. Ben Allah namına bir hakikat öğrendim ayet öğrendim ve Peygamberim (s.a.v) bana emir verdi deyip gidiyorlar ve gidince de iki üç ayet ile bir sürü insanın imanına vesile oluyorlar. İşte burada tam bir teslimiyet ve tevekkül ile Allah’a güveniyorlar.

Evet, hakiki imanı elde eden adam, kâinata meydan okuyabilir ve imanın kuvvetine göre hâdisatın tazyikatından kurtulabilir.

 تَوَكَّلْتُ عَلَى اللّٰهِ 

der, sefine-i hayatta kemal-i emniyetle hâdisatın dağlarvari dalgaları içinde seyran eder.

Sözler

İki gemi düşünelim biri çok büyük güçlü bir gemi biride küçük balıkçı kayığı gibi bu ikisini okyanusun içine bırakalım. Okyanusun ortasında bir fırtına çıksa dağ gibi dalgalar gelse büyük gemiye hiçbir şey olmaz ama küçük gemi büyük ihtimalle batar.

Buradan şunu çıkarıyoruz, o küçük kayık belki birimizin imanı olabilir, o büyük gemide başka birinin imanı olabilir. İşte bizim imanımız orda küçücük kalırsa bazen gelen dertler sıkıntılar imanımızı sallıyor ama biz imanımızı artırırsak güçlendirirsek, güçlü imanımızı hiçbir dalga hiçbir musibet hiçbir imtihan yıkamaz ve bizi isyana düşüremez. Çünkü biz Allah’a tam güvenmişiz tam teslim olmuşuzdur. 

Bütün ağırlıklarını Kadîr-i Mutlak’ın yed-i kudretine emanet eder, rahatla dünyadan geçer, berzahta istirahat eder.

Sözler

İstemez miyiz kabirde rahat etmek?

Bütün ağırlıklarını Kadîr-i Mutlak’ın yed-i kudretine emanet eder, rahatla dünyadan geçer, berzahta istirahat eder. Sonra saadet-i ebediyeye girmek için cennete uçabilir. Yoksa tevekkül etmezse dünyanın ağırlıkları uçmasına değil, belki esfel-i safilîne çeker. 

Sözler

Sırat bu dünyada geçilir! O zaman bizler bu dünyada tahkiki imanı elde edemezsek Allah’a güvenemezsek o hadiselerin karşısında Allah muhafaza esfel-i safiline düşebiliriz.

Özgüven (tevekkül) ile ilgili ayetlere bakalım:

 Allah size yardım ederse artık sizi yenecek hiçbir kimse yoktur; eğer sizi yardımsız bırakırsa O’ndan sonra size kim yardım edebilir? Müminler yalnız Allah’a güvensinler. Al-i İmran Suresi 160

 De ki: “Allah bize ne yazmışsa başımıza ancak o gelir, O bizim mevlâmızdır.” Müminler yalnız Allah’a güvenip dayansınlar. Tevbe Suresi 51

Ben, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a dayandım. Çünkü her canlının kontrolü O’nun elindedir. Şüphesiz Rabbimin yolu dosdoğru yoldur. Hûd Suresi 56

Sen, O, mutlak güçlü ve engin merhamet sahibi olan, huzurunda durduğun ve secde edenler içinde halden hale girdiğin zaman seni gören Allah’a güvenip dayan. Şuarâ Suresi 217-219

Bedizzaman Hazretleri İhlas Risalesi’nde şöyle bir cümle kuruyordu ” En metin bir nokta-i istinad” bu neydi “ihlas” tı yani Allah’ın rızası için yapmaktı.

Yine Üstad Sünuhatta şöyle demiş:  Meşhurdur ki, biri demiş: “Eğer bir nokta-i istinad bulsam, küre-i zemini yerinden oynatırım.” 

Peki biz bulmadık mı? Eğer bulduysak bizi tutan ne?

Bizi tutan bizim kendimiz hakkındaki yanlış düşüncelerimiz ”ben yapamam” diyoruz; halbuki kendimize değil Allah’a güvenecektik. Risalede bu şöyle geçiyor:  Sonra da acz ve nefsin itimadsızlığından neş’et eden tefviz ve işi birbirine bırakmak olan düşman-ı gaddar geliyor. Himmetin elini tutup oturtturur.  

Âsâr-ı Bediiye

Yani bir şey için gayret edeceğiz tam o esnada içinden bir ses ”Sen acizsin, sen mi buna kalkışacaksın, sen mi insanların imanına vesile olacaksın, sen kimsin?”

Oradan nefis de: “zaten yapanlar var, sana gerek yok”  deyip seni o işten geri bırakıyor.

Allah birdir. Başka şeylere müracaat edip yorulma, onlara tezellül edip minnet çekme, onlara temellük edip boyun eğme, onların arkasına düşüp zahmet çekme, onlardan korkup titreme. Çünkü Sultan-ı kâinat birdir, her şeyin anahtarı onun yanında, her şeyin dizgini onun elindedir; her şey onun emriyle halledilir. Onu bulsan her matlubunu buldun; hadsiz minnetlerden, korkulardan kurtuldun. 

Mektubat

Üstad zamanında dünyaya meydan okuyordu buna bir örnek verelim; Üstad uzak ve ulaşımı zor bir köye  Barla’ya sürülmüş sesini kimseye duyuramasın diye ve Üstadın yanında bir talebesi var Üstad ona yaz diyor talebesi diyor ki Üstadım biz burada dağın başında yazıyoruz bunu kim okuyacak? Üstad da diyor ki ” Bütün dünya okuyacak sen yaz.” 

Ve daha Üstad vefat etmeden risaleler dünyanın dört bir yerine dağılıyor ama nerelerde yazdı bu risaleleri sürgünlerde, hapishanelerde, hatta Birinci Dünya Savaşında at üstünde yazıyor. Bu kadar çetrefilli bir hayat ama O’nu hiçbir şey sarsmıyor.

Tarihçe-i Hayat’ın başında Ali Ulvi abinin Üstad hakkında yazdığı bir şiir var özgüvenli insanın yani Allah’a güvenen insanın nasıl olduğunu anlatıyor.

    Bir azm, eğer iman dolu bir kalbe girerse  

    İnsan da o imandaki son sırra ererse  

    En azgın ölümler ona zincir vuramazlar  

    Volkan gibi coşkun akıyor, durduramazlar  

    Kar kış demez, irkilmez, üzülmez, acı duymaz  

    Mevsim bütün ömrünce ılık gölgeli bir yaz  

    Cennetteki âlemleri dünyada görür de  

    Mahvolsa eğilmez sıradağlar gibi derde  

    En sarp uçurumlar gelip etrafını sarsa.

سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ 

Yorum bırakın