Dünya Sevilir mi, Nefret mi edilir?

Bu haftaki  dersimiz dünya sevgisi ile ilgili olacak.

Dünyayı sevmeli miyiz?

Nefret mi etmeliyiz?

Bu sevginin ölçüsü nasıl olmalı? 

İşte bu soruların cevabı için 32. Sözün 2. Mevkıfına bakacağız. 

Beşinci Remiz: Beş noktadır: 

   Birinci Nokta:Ehl-i dalaletin vekili der ki: “Ehadîsinizde dünya tel’in edilmiş, ‘cîfe’ ismiyle yâd edilmiş. Hem bütün ehl-i velayet ve ehl-i hakikat, dünyayı tahkir ediyorlar. ‘Fenadır, pistir.’ diyorlar. Halbuki sen, bütün kemalât-ı İlahiyeye medar ve hüccet, onu gösteriyorsun ve âşıkane ondan bahsediyorsun.” 

Sözler 

Evet bu gerçekten önemli bir soru. Mesela Hâdis-i Şerifte: “Dünya muhabbeti bütün hataların başıdır.” 

(Beyhakî, Şuabu’l-İman 7/338, No: 10501.) 

Deniliyor. Aynı zamanda Üstad dünyayadan muhabbetle bahsediyor. Bu durumda kafamız karışıyor. Şimdi hakikate bakalım. 

   Elcevap:  Dünyanın üç yüzü var:  

   Birinci yüzü: Cenab-ı Hakk’ın esmasına bakar. Onların nukuşunu gösterir. Mana-yı harfiyle, onlara âyinedarlık eder. Dünyanın şu yüzü, hadsiz mektubat-ı Samedaniyedir. Bu yüzü gayet güzeldir. Nefrete değil, aşka lâyıktır. 

Sözler 

Demek ki dünyanın 3 yüzü varmış. Nasıl Aynı ağaç ilkbaharda başka kışın başka oluyor. Dünyanın da 3 farklı yüzü, yönü var. Bunlardan iki Esma-i Hüsnaya bakıyor. Şöyle ki: Dünyada gördüğümüz bütün sanatlar, olaylar mânâ-yı harfiyle bakarsak bize Allah’ın esmalarını gösteriyor. Mesela bir çiçekte en başta yoktan yaratıldığı için Hâlık esmasını, rengi Mülevvin esmasını, şekli Musavvir esmasını gösterir. Her nereye bakarsanız Allah’ın esmalarını görebilirsiniz. İşte dünya bu yüzüyle çok önemlidir. Muhabbette layıktır. Bu yüzü sayesinde Yaratıcımızı Allah’ı tanıyoruz. Zaten kâinatın yaratılma sebebi budur. Bir Hâdis-i kudside: 

“Ben gizli bir hazine idim; bilinmek istedim, mahlukatı yarattım.” 

(Acluni, Keşfü’l-Hafa, II/132) 

Buyruluyor. 

İkinci yüzü: Âhirete bakar. Âhiretin tarlasıdır, cennetin mezraasıdır, rahmetin mezheresidir. Şu yüzü dahi evvelki yüzü gibi güzeldir. Tahkire değil, muhabbete lâyıktır. 

Sözler 

Evet ikinci yüzü Âhirete bakar ve tarlası hükmündedir. Bizler âhiretimizi  bu dünyada kazanıyoruz. Cennete yapılacak köşkleri de, cehennem de yakılacak odunları da bu dünyada hazırlıyoruz. Yaptığımız her şey tarlaya ekilen bitkiler gibidir. Kıldığımız namazlar, yaptığımız iyilikler, okuduğumuz Kur’an-ı Kerim hepsi tarlaya ekiliyor. Hasadı ise âhirette yapacağız. İşte dünya bu yüzüyle de çok önemli ve güzeldir. Çünkü dünya olmasaydı imtihan da olmazdı. Kazanacağımız bir sonsuzluk davası da olmazdı. Âhirete bakan yönüyle dünyayı sevebiliriz. 

Şu ana kadar dünyanın iki yüzünü gördük. Bu iki yüzü de güzeldir. Bu yüzleri sevebiliriz. 

Şimdi üçüncü yüze geçelim. 

   Üçüncü yüzü: İnsanın hevesatına bakan ve gaflet perdesi olan ve ehl-i dünyanın mel’abe-i hevesatı olan yüzdür. Şu yüz çirkindir. Çünkü fânidir, zâildir, elemlidir, aldatır. İşte hadîste vârid olan tahkir ve ehl-i hakikatin ettiği nefret, bu yüzdedir. 

Kur’an-ı Hakîm’in kâinattan ve mevcudattan ehemmiyetkârane, istihsankârane bahsi ise evvelki iki yüze bakar. Sahabelerin ve sair ehlullahın mergub dünyaları, evvelki iki yüzdedir. 

Sözler 

İşte yukarıda geçen hadîste ve diğer bütün hadîsler de tahkir edilen yüz bu yüzüdür. Dünya bu yüzüyle insanı günaha sevk eder. Gaflete düşürür. Gaflet perdesiyle insanlar bu dünyanın peşinden koşar. Bu dünya zehirli bala benzer. Yerken o an tatlıdır ama sonrasında çok büyük acılar yaşatır. Fani olduğundan zaten lezzeten çok elemi vardır. Bu yüz sevilmeye layık değildir. Gaflet perdesi diyoruz.  Nasıl ki perde güneşi kapatır ve ev karanlığa gömülür. İnsan da öyle gaflet perdesiyle hakikatlere kör olur. Karanlıkta kalır. Göz kapağımızda perde gibidir. Kapatınca uykuya dalarız. Ancak o perdeyi kaldırdığımızda gerçekten uyanabiliriz.

   Dünyadan nefret etmek için 4 neden var. Şimdi bunlara bakalım ve dünyadan neden nefret etmemiz gerektiğini öğrenelim. Çünkü bu konuda niyet ve neden çok önemlidir. 

   Şimdi, dünyayı tahkir edenler dört sınıftır:  

   Birincisi: Ehl-i marifettir ki Cenab-ı Hakk’ın marifetine ve muhabbet ve ibadetine set çektiği için tahkir eder. 

Sözler 

Evet malesef dünya meşgalesi bizi marifetullahtan ayırabiliyor. İşte ehl-i marifet bu yüzden dünyayı sevmiyor. Bu doğru bir nedendir.

   İkincisi: Ehl-i âhirettir ki ya dünyanın zarurî işleri onları amel-i uhrevîden men’ettiği için veyahut şuhud derecesinde iman ile cennetin kemalât ve mehasinine nisbeten dünyayı çirkin görür. Evet, Hazret-i Yusuf aleyhisselâma güzel bir adam nisbet edilse yine çirkin göründüğü gibi; dünyanın ne kadar kıymettar mehasini varsa, cennetin mehasinine nisbet edilse hiç hükmündedir. 

Sözler 

Gerçekten sadece okuduklarımızdan bile kıyas etsek, dünyanın en güzel nimeti bile cennetin yanında hiç kalır. En basitinden fani olması, bekaya nispeten fani olarak bin yıl bile yaşasak sonu ölüm olduğundan hiçbir anlamı olmaz. Dünyanın üçüncü yüzü âhireti kazanma noktasında bize engel olduğundan sevmemek güzeldir. 

   Üçüncüsü: Dünyayı tahkir eder. Çünkü eline geçmez. Şu tahkir, dünyanın nefretinden gelmiyor; muhabbetinden ileri geliyor. 

Sözler 

 Bu nefret doğru bir nefret değildir. Aynen kedinin ulaşamayacağı ete mundar demesi gibi, bu sınıftaki insanlar ulaşamadıkları için kötülüyorlar. 

   Dördüncüsü: Dünyayı tahkir eder. Zira dünya, eline geçiyor. Fakat durmuyor, gidiyor. O da kızıyor. Teselli bulmak için tahkir eder. “Pistir.” der. Şu tahkir ise o da dünyanın muhabbetinden ileri geliyor. Halbuki makbul tahkir odur ki hubb-u âhiretten ve marifetullahın muhabbetinden ileri gelir. 

Sözler 

İşte burada fani olan hiçbir şeye hakiki muhabbet olamayacağını öğreniyoruz. Fıtratımız gereği güzelliğinde, lezzetinde devamlı olmasını isteriz. Fani olan güzellikler gittiklerinde verdiği lezzeten çok daha fazla acı verir. Mesela çok zengin bir adam düşünün. Onun için ölüm ya da musibetler çok daha korkunç olur. İşte dünya malı eline geçen insanlar da gözlerinin önünde yok olduğunu görünce dünyadan nefret eder. Bu nefrette doğru değildir. 

   Demek makbul tahkir, evvelki iki kısımdır. Cenab-ı Hak, bizi onlardan yapsın, âmin bi-hürmeti Seyyidi’l-mürselîn. 

Sözler

El Bâki Hüvel Bâki 

Yorum bırakın