
“Yedi gök, yer ve bunlarda bulunanlar O’nu tesbih eder; O’nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur…”(İsra / 44)
Bu derste Kur’an’da geçen tek bir ayetle, gıybetin ne kadar büyük bir tehlike olduğunu ve ne kadar çirkin bir günah olduğunu öğreneceğiz.
Yirmibeşinci Söz’ün Birinci Şu’lesinin Birinci Şuaının Beşinci Noktasının makam-ı zemm ve zecrin misallerinden olan bir tek âyetin, mu’cizane altı tarzda gıybetten tenfir etmesi; Kur’an’ın nazarında gıybet ne kadar şeni’ bir şey olduğunu tamamıyla gösterdiğinden, başka beyana ihtiyaç bırakmamış. Evet Kur’anın beyanından sonra beyan olamaz, ihtiyaç da yoktur.
İşte اَيُحِبُّ اَحَدُكُمْ اَنْ يَاْكُلَ لَحْمَ اَخٖيهِ مَيْتًا “Sizden biri, ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı?” (Hucurât Sûresi)
âyetinde altı derece zemmi, zemmeder. Gıybetten altı mertebe şiddetle zecreder. Şu âyet bilfiil gıybet edenlere müteveccih olduğu vakit, manası gelecek tarzda oluyor. Şöyle ki:
Malûmdur: Âyetin başındaki hemze, sormak (âyâ) manasındadır. O sormak manası, su gibi âyetin bütün kelimelerine girer. Her kelimede bir hükm-ü zımnî var.
(Âyâ kelimesi “acaba” olarak geçiyor.)
Burada şu şekilde sırayla gideceğiz:
Akıl – Kalp – Hayat-ı içtimaiye – Rikkat-i cinsiye…
İşte birincisi, hemze ile der: Âyâ, sual ve cevab mahalli olan aklınız yok mu ki, bu derece çirkin bir şey’i anlamıyor? (Mektubat)
Aklınız yok mu ki bu derece çirkin bir şeyi anlamıyor. Düşündüğümüzde çok ağır bir cümle..
İkincisi, يُحِبُّ (hoşlanır mı) lafzıyla der: Âyâ, sevmek ve nefret etmek mahalli olan kalbiniz bozulmuş mu ki, en menfur bir işi sever? (Mektubat)
Nefret etmemiz gereken bir işi nasıl sevebiliriz? Kalbimizin böyle bir işi sevmesi için, bozulmuş olması gerekir.
Üçüncüsü, اَحَدُكُمْ (sizden biri) kelimesiyle der: Cemaatten hayatını alan hayat-ı içtimaiye ve medeniyetiniz ne olmuş ki, böyle hayatınızı zehirleyen bir ameli kabul eder? (Mektubat)
İnsan sosyal bir hayatın içinde olmak zorundadır. Tek başına yaşayamaz. Toplum hayatında bir çok ihtiyacını karşılar. O zaman, bu hayatında nasıl böyle bir ameli kabul eder?
Dördüncüsü, اَنْ يَاْكُلَ لَحْمَ (etini yemeyi) kelâmıyla der: İnsaniyetiniz ne olmuş ki, böyle canavarcasına arkadaşınızı diş ile parçalamayı yapıyorsunuz? (Mektubat)
Düşününce iğrendik değil mi? Misal gıybetini yaptığınız birinin cesedi önünüzde olsa onu dişleyebilir misiniz?
Böyle çirkin bir amelden bahsediyoruz.
Beşincisi, اَخٖيهِ (kardeşinin) kelimesiyle der: Hiç rikkat-i cinsiyeniz (Cinsi şefkat. İnsanın kendi cinsinden olana acıması.), hiç sıla-i rahminiz yok mu ki, böyle çok cihetlerle kardeşiniz olan bir mazlumun şahs-ı manevîsini insafsızca dişliyorsunuz? (Mektubat)
Ne kadar korkunç bir durum..
Bütün Müslümanlar olarak kardeşiz ve Hâdis-i Şerifte:
“Nefsimi elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, bir kişi hayırdan kendisi için istediğini, Müslüman kardeşi için de istemedikçe mükemmel bir şekilde îman etmiş olmaz.” (İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned) Buyruluyor.
Direkt imanımızı etkiliyor. Ayrıca bu hâdis sadace kötü niyetten bahsediyor.
Ve hiç aklınız yok mu ki, kendi a’zânızı kendi dişinizle divane gibi ısırıyorsunuz? (Mektubat)
Bir başka Hâdis-i Şerifte
“Müminler, birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet ve şefkat göstermede, tıpkı bir organı rahatsızlandığında diğer organları da uykusuzluk ve yüksek ateşle bu acıyı paylaşan bir bedene benzer.” (Buhârî, Edeb, 27; Müslim, Birr 66)
Müminler olarak bir vücut gibiyiz. Hepimiz birer a’zâ olarak görevlerimizi yerine getiriyoruz. Bu durumda kendi a’zâmızı manevî olarak ısırmış oluyoruz. Bu İslam’a da büyük bir zarar veriyor.
Altıncısı, مَيْتًا (ölü olarak) kelâmıyla der: Vicdanınız nerede? Fıtratınız bozulmuş mu ki, en muhterem bir halde bir kardeşinize karşı, etini yemek gibi en müstekreh bir işi yapıyorsunuz?
Demek şu âyetin ifadesiyle ve kelimelerin ayrı ayrı delaletiyle: Zemm ve gıybet, aklen ve kalben ve insaniyeten ve vicdanen ve fıtraten ve milliyeten mezmumdur (kınanmış). İşte bak nasıl şu âyet, îcazkârane altı mertebe zemmi zemmetmekle, i’cazkârane altı derece o cürümden zecreder. (Mektubat)
Gıybet kimlere aittir? Öğrenelim.
Gıybet, ehl-i adavet (düşmanlık eden) ve hased ve inadın en çok istimal ettikleri alçak bir silâhtır. İzzet-i nefis sahibi, bu pis silâha tenezzül edip istimal etmez. Nasıl meşhur bir zât demiş:
اُكَبِّرُ نَفْسٖى عَنْ جَزَاءٍ بِغِيْبَةٍ ٭ فَكُلُّ اِغْتِيَابٍ جَهْدُ مَنْ لَا لَهُ جَهْدٌ
Yani: “Düşmanıma gıybetle ceza vermekten nefsimi yüksek tutuyorum ve tenezzül etmiyorum. Çünki gıybet; zaîf ve zelil ve aşağıların silâhıdır.” (Mektubat)
Hainlik, sırtından bıçaklamak gibidir. Çünkü yüzüne karşı aynı şekilde söyleyemezsin. Misal birinin gıybeti yapılsa ve o an içeri girse, hemen gıybet yapanlar kendini düzeltir ve konuyu değiştirir. Demek ki: “yüzüne de söylerim” demekle olmuyor.
Gıybet odur ki: Gıybet edilen adam hazır olsa idi ve işitse idi, kerahet edip darılacaktı. (Mektubat)
Yani kırılacaktı, bu duruma üzülecekti.
İnsanların kendilerini savunmak için, en çok kullandıkları söz; “Ama ben doğru olanı söylüyorum.”
Eğer doğru dese, zâten gıybettir. Eğer yalan dese;
Zaten doğru söyleyince gıybet oluyor. Yalan olursa direkt iftira olur.
Eğer yalan dese; hem gıybet, hem iftiradır. İki katlı çirkin bir günahtır. (Mektubat )
Bugün kendimize söz verelim ve gıybete karşı bir savaş açalım. Bunu yapmak zorundayız. Çünkü amellerimiz gidiyor.
Düşünsene bütün ömrünü hayır yolunda harcamışsın, sonra âhirete gittiğinde bütün hayırlarını dağıttığını görüyorsun. Hatta hayırların kalmadığı için üstüne sevmediğin insanların günahlarını yüklenmişsin.
Bu konuyla ilgili bir Hadîs-i Şerifte:
“Kişiye kıyamet günü kitabı açılmış olarak getirilir. Kitabına bakan kişi şöyle der: Ya rabbi, benim işlediğim şu şu ibadetlerimin sevapları nerede? Onları kitabımda göremiyorum.”
Bunun üzerine Allah teala şöyle buyurur:
“İnsanları gıybet etmen nedeniyle ibadetlerinin sevapları imha edildi.” (Münziri, et-Tergıb, Beyrut, 2002, 3/332)
Allah muhafaza ne kadar korkunç bir durum..
Biz bu meseleyi çok hafife alıyoruz. Ama ömrün boyunca kazandığın bütün salih ameller boşa gidebilir.
Şimdi gıybetin çeşitlerine bakalım. Şu ana kadar bahsettiğimiz (1)Âleni gıybetti. Yani bildiğimiz gıybet.
Peygamber Efendimiz (A.S.M) şöyle buyuruyor:
“Gıybet, kardeşini hoşuna gitmeyecek şekilde anmandır.” (Tirmizî, Birr, 23; Dârimî, Rikat, 6; Mâlik, Muvatta, Kelâm,10; Ahmed b. Hanbel, II/384, 386.)
Din kardeşinin yüzüne söyleyemeyeceğin şeyi ardından söylemen gıybettir. (Camiüssağir-7972)
2.İftiralı Gıybet
Bu daha da kötü bir durumdur.
Efendimiz (A.S.M) Hâdisin devamına şöyle buyuruyor:
“Eğer söylediğin onda varsa gıybetini yapmış oldun. Eğer söylediğin onda yoksa bir de bühtanda (iftirada) bulundun demektir.” (Tirmizî, Birr, 23; Dârimî, Rikat, 6; Mâlik, Muvatta, Kelâm,10; Ahmed b. Hanbel, II/384, 386.)
Zaten gıybet dilden dile, kulaktan kulağa giderken iftiraya dönüşüyor. Herhangi bir söz, olay asla ilk duyulduğu gibi kalmıyor. Her duyduğunu söyleyen iftiraya ortak olmuş olur. Çünkü kendin görmediğin bir olayın doğru olduğunu bilemezsin.
3.Gizli Gıybet
Suizan etmek..
Kur’an-ı Kerim’de şöyle geçer:
“Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının; çünkü bazı zanlar günahtır. Gizlilikleri araştırmayın…” (Hucurât / 12)
İmam-ı Gazzâlî bu konuda şöyle der:
Gözünle kötü bir şey görmeden, kulağınla duymadan bir kimseye suizanda bulunma!
Misal bir şehir hakkında: “Oralılar hep şöyledir.” tarzı bir yorum suizan oluyor. Orada yaşayan insanları genelleyemezsin. Hepsini görmedin, tanımıyorsun. O zaman o şehir ahalisinin hakkına girmiş oluyoruz. Bu bütün genellemeler için geçerlidir. Meslek gurubu, cinsiyet vs.
Gazzâlî: “Kalbinden bile geçirme.” der. Çok güzel bir nasihat. Neden kalbimizi kirletelim?
Hadis-i Şerifler ile devam ediyoruz:
“…Kim de müslüman kardeşinin ayıbını açığa vurursa, Allah da onun ayıbını açığa vurur. Hattâ evinin içinde bile olsa, onu ayıbıyla rezil eder.” (İbn-i Mâce, Hudûd, 5)
İnsanlar merhamet etemeyene, Allah merhamet etmez.
“Kim arkadaşının ayıbını örterse, Allah da kıyâmet günü onun ayıbını örter…”(İbn-i Mâce, Hudûd, 5)
Böyle bir müjde ve imkan varken, tam tersini yapmak çok akılsızca olur.
“Kınamayınız, kınadığınız şey başınıza gelmedikçe ölmezsiniz.” (Tirmizi)
Bu konuyla ilgili bu kadar uyarıcı âyet ve hadîs varken bunları göz ardı etmek, dikkate almamak büyük kayıp olur.
4.Münafıkane (iki yüzlü) Gıybet
Bu en tehlikeli olan gıybet şeklidir.
Misal:
Anlatan kişi diyor ki: “Allah affetsin, oda bazen biizm gibi karıştırıyor. İnşâallah düzelir, daha iyi olur.” Nefsini temize çıkarmaya çalışıyor. Ama yine gıybet yapmış oluyor. Dili ile iyiliğini isterken aslında bu gıybetten zevk alıyor.
Dinleyen kişi ise: “Boşver gitsin, gıybet okuyor.” der. Ama aslında onu dinleyenin de hoşuna gidiyor.
Dinleyen kişinin, tavrının ve cevabının nasıl olması gerektiğini öğreneceğiz.
5.Söz taşımalı Gıybet (Ara bozuculuk)
“Nemmam (söz taşıyan) / kattat, koğuculuk yapan cennete giremez.”(Buhari, Edeb, 50; Müslim, İman, 169, 170)
İnsanların arasını bozarak elimize hiçbir şey geçmez. Ama yukarıda bahsettiğimiz gibi kusurunu örttüğümüz zaman kazanacağımız çok şey var.
“Ey iman edenler! Bilmeden birilerine zarar verip de sonra yaptığınıza pişman olmamanız için, yoldan çıkmışın biri size bir haber getirdiğinde doğruluğunu araştırın.” (Hucurât / 6)
Bir Müslüman olarak, hem normal hayatımızda, hem de sosyal medyada karşımıza çıkan bir haberin hakikatini öğrenmeden yorum yapamayız.
Hasan-ı Basrî Hazretleri şöyle der:
“Başkalarının sözünü sana ileten, getiren, muhakkak senin sözünü de başkalarına iletir… Zira onun yaptığı hem gıybet, hem zulüm ve hıyanet, hem de aldatma ve haset, hem nifak, fitne ve hiledir.”
Hem gördüğümüz her şey doğru değildir. Belki sözünü taşıdığın kişinin sözünü sen yanlış anlamış olabilirsin. Üstelik insanız hepimiz hatalar yapıyoruz, bu yüzden bunu yapmaya hakkımız yok.
6.Paylaşımlı – Ortaklaşa Gıybet
Gıybet yapıldığı halde, müdahale etmeyen kişilerin yaptığı gıybet demektir.
Hâdis-i Şerifte
“Kim ki yanında Müslüman kardeşinin gıybeti yapıldığı halde, gücü yeterken ona yardım etmezse, Allah onu dünya ve âhirette zelil kılar.” (Camiu’s-Sağîr, no: 8489)
Şimdi gıybet olan bir ortamda ne yapmamız gerektiğini biliyoruz. Sadece orayı terk etmek yetmez. Eğer gücünüz yetiyorsa karşı çıkmalı. O insanı savunmalısınız. Bu hâdis bize bu duruşu öğretiyor.
Bu asırda günahlar dalga dalga geliyor. Gıybet her yerde karşımıza çıkabilir. Tv, sosyal medya vs. Sanal olarak duyulan gıybete de yine aynı şekilde karşı çıkmalıyız.
Çünkü “Ateşin odunu yiyip bitirdiği gibi, gıybet de sevapları yer bitirir.” (Şerhu Sahihi’l-buhari, Riyad, 9/245)
Yanan bir şeyi geri alabilir miyiz? Sevaplarımızın yanması çok büyük bir iflastır.
“Aziz ve Celil olan Rabbim beni miraca çıkardığında demirden tırnaklarla, yüzlerini ve gözlerini tırmalayan bir topluluğa rastladım. Cebrail’e dedim ki: “Bunlar kimlerdir?” Şöyle dedi: “Bunlar gıybet ederek insanların etlerini yiyen ve onların şereflerine dil uzatanlardır.” (Ebu Davud)
Gıybet dinleyen ne yapmalıdır?
Yukarıda geçen Hâdis-i Şerifi hatırlayalım:
“Kim ki yanında Müslüman kardeşinin gıybeti yapıldığı halde, gücü yeterken ona yardım etmezse, Allah onu dünya ve âhirette zelil kılar.” (Camiu’s-Sağîr, no: 8489)
Gıybet olan bir ortamdan uzaklaşırken rahatsız olduğumuzu hissettirmeliyiz.
Peki bu derece zararlı ve çirkin olan bir günahtan nasıl korunabiliriz?
Öncelikle biz gıybet yapmamalıyız.
İkinci olarak; övünmemeli ve başkalarını küçümsememeliyiz. Çünkü bunları yaparken gıybete sebep olabiliriz.
Üçüncüsü: Kıskanmamak ve kıskandırmamak..
Burada başarı ve gayret mevzusu var. Misal, sınava çalıştın ama kazanamadın. Bu seni kötü biri yapar mı? Aksine sen gayret ettin ama olmadı. Bu gayreti düşünerek kendini iyi hissedebilirsin. Bir başkası da çok çalışmadan şans eseri kazandı. Hangisini başarı olarak sayarız? Tabiki gayret eden kişiyi başarılı buluruz.
Ayrıca kıskançlık duyduğun her şey aslında fani, kıskanılmaya değmiyor. Fani olmayan uhrevî konularda zatan kıskançlık olamaz. Çünkü Cennet sonsuzdur.
Kıskandırma meselesine gelirsek, uhrevi konularda, tabiki farzları yerine getirirken bunları saklamayacağız. Müslümanlığın yaşanılabilir olduğunu her daim göstereceğiz. Bu kıskandırmak ya da riya değildir. Elbette niyetimizi kontrol etmeliyiz.
Dördüncüsü: İki yüzlü olmamak
Bir insanın yüzüne gülüp arkasından konuşmaktır. Bir Müslümana asla yakışmaz.
Beşincisi: Kendini (nefsini) temize çıkarmamak
“Ben zaten gıybet yapmıyorum.” diyerek konuştuklarımızı sorguya çekmeden işin içinden çıkmaya çalışmamalıyız.
Altıncısı: Eğlence için başkalarını küçük düşürmemek
“Ya ne olacak canım şaka yapıyorum.” diyerek aşağılamayı şaka sanmak, çok çirkin bir davranıştır. Asla gıybetin özrü olamaz.
Yedincisi: Üzüntü ve öfkeye teslim olmamak
O an susmayı başarabilirsek, zaten sakinleşince susmak kolaydır. Üzüntü ve öfkeden dolayı kimseye hakaret etme, hakkına girme. Sadece sakin olmaya çalış. Zor gibi görünebilir. İnsan sinirli anında kendine kontrol edemeyebilir. Ama zararını ve gıybete savaş açtığımızda kazanacağımız mükâfatı düşünürsek başarabiliriz.
Sekizincisi: Alışkanlığa direnmek
İnsanların: “Ee ne konuşacağız o zaman?” demesine karşılık olarak; “Allah’ı, hakikatleri konuşalım. Konuşacak bu kadar güzel konular varken neden gıybet edip kötülüğü yayalım?” diyerek karşı çıkmalıyız.
Dokuzuncusu: Gıybet salgınına karşı korunmak
Tv ve sosyal medyada karşımıza çıkan, yanlışlıkla bile olsa duyduğumuz gıybetleri asla dinlememeliyiz. Böyle bir ortam varsa hemen uzaklaşmalıyız. Televizyonun sesinin ulaşmadığı bir yere gitmeliyiz.
Onuncusu: Failleri gizlemek
Herhangi bir mesele isim vermeden anlatılabilir. Tabiki sadece isim vermemek yetmez. Gerçekten gizlemeli, o insanı asla tarif etmemeliyiz.
Bütün bunlar gıybete karşı set çekmek içindir. Bu şekilde gıybetten korunabiliriz.
Şimdi gıybetin caiz olduğu bazı hususlara bakalım.
1. Şikayet
Şikayet etmemiz gereken bir durum olursa gıybet caiz olur. Tabi ki bunu herkese yaymak zorunda değiliz. Sadece vazifeli bir memura anlatabiliriz. Kısaca şikayetimizi çözebilecek birine anlatabiliriz.
2. Danışma ve istişare
Misal, evlilik öncesi o kişi hakkında bilgi almak için insanlara soru sorabiliriz. Sorduğumuz kişiler, olumsuz yönlerini de söylemelidir.
3. Tarif etmek
Maksadı, tahkir ve teşhir değil; belki maksadı, tarif ve tanıttırmak için dese: “O topal ve serseri adam filan yere gitti.” (Mektubat)
Bir insanı aşağılamak için değil, tarif etmek ya da tanıtmak için ‘topal adam’ şeklinde bir tabir kullanılabilir.
4. Açıktan günah işleyenler
Onlar zaten bu durumdan hoşlanıyor. Yaptıkları işle zikredilmeleri onları rahatsız etmez.
5. Eleştiri
Peki nasıl bir eleştiri? Bu normal bir eleştiri değil. Misal biri doğru olmayan bir fikri savunuyor. Yine o kişi hakkında değil, o fikrin yanlışlığı hakkında konuşabiliriz. O insana değil onun yanlışına karşı çıkmak gibi düşünebiliriz. Ya da rütbeli bir insanın yaptığı bir yanlış eğer diğer insanlara zarar veriyorsa, bunun hakkında konuşabilir, eleştiri yapabiliriz.
İşte bu mahsus maddelerde garazsız ve sırf hak ve maslahat için gıybet caiz olabilir. Yoksa gıybet, nasıl ateş odunu yer bitirir; gıybet dahi a’mal-i sâlihayı yer bitirir.
Eğer gıybet etti veyahut isteyerek dinledi; o vakit اَللّٰهُمَّ اغْفِرْلَنَا وَ لِمَنِ اغْتَبْنَاهُ
“Allahım, bizi ve gıybetini ettiğimiz zâtı mağfiret et.” (Suyûtî, el-Fethu’l-Kebîr, 1:87.)
demeli, sonra gıybet edilen adama ne vakit rast gelse, “Beni helâl et” demeli.
اَلْبَاقٖى هُوَ الْبَاقٖى (Mektubat)
