Doğruluk (Sıdk) / Yalan (Kizb)

وَقُلْ رَبِّ اَدْخِلْنٖي مُدْخَلَ صِدْقٍ وَاَخْرِجْنٖي مُخْرَجَ صِدْقٍ وَاجْعَلْ لٖي مِنْ لَدُنْكَ سُلْطَاناً نَصٖيراً. 

İsra Suresi 80. Ayet : Ve şöyle niyaz et: Rabbim! Gireceğim yere dürüstlükle girmemi sağla; çıkacağım yerden de dürüstlükle çıkmamı sağla. Bana tarafından, hakkıyla yardım edici bir kuvvet ver.

Amin. 

Dersimizin konusu Sıdk, yalan ve kizb olarak ilerleyeceğiz. Hepimiz sıdk ve yalanın anlamlarını biliyoruz. Şimdi bunları birde Kurân ve hadislerden okuyacağız. 

Nisâ Suresi 69. Ayet: Kim Allah’a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddîklarla, şehidlerle ve iyi kimselerle birliktedirler. Bunlar ne güzel arkadaştır.

Kur’ân-ı Kerîm, Allah’ın nimetine mazhar olan sırat-ı müstakîm ashabını sayarken, peygamberlerden sonra sıddîkleri zikreder. Diğerleri,  “şehidler” ve “sâlihler,” bunları takiben gelirler. 

Alimler, yalanın bir mümine yakıştırılmayacak kadar aşağı, rezil olan çirkinliğini, onun bütün kötülükleri peşinden getirmesiyle izah eder ve “yalanın terkiyle fevahiş açık kötülükler)  de terk edilir” der. Gazalî’ye göre “kizb, büyük günahların anasıdır,” tıpkı şarabın- bütün günahların anası olması gibi.. 

 :”Kişi, yalan söyleyince kalbinde siyah bir leke peyda olur. Yalana niyete ve yalan söylemeye devam ettikçe büyüyen bu leke, güngelir kalbi tamamen kaplar ve simsiyah eder. Böylece kul, Allah nezdinde yalancılar arasına yazılır!”

Muvatta, Kelam 18.

Kendisi Muhammedü’l-Emîn olarak, gelmiş geçmiş bütün insanlığın yegane mücessem sıdk âbidesi olan Hz. Peygamber Aleyhissalatü Vesselam, hayatı boyunca şakada,mizahta bile olsa yalana yer vermemiş, kişi mizahta dahi olsa  yalan söylediği takdirde imanda kemale eremeyeceğini belirtmiştir. Sırf güldürmek maksadıyla bile yalana başvuranlara “Yazıklar olsun, yazıklar olsun!” diye tepki ve tehdît ifade etmiştir. Ashap, Resulullah’ın en çok nefret ettiği huyun “yalan” olduğunu belirtir.

“Size doğruluğu öğütlerim; çünkü doğruluk iyiliğe, iyilik de cennete götürür. Doğruluğu şiâr edinen kimse Allah katında sıddîk diye yazılır. Yalan söylemekten sizi menederim; çünkü yalan söylemek günaha, günah da cehenneme götürür. Kişi yalan söyleye söyleye nihayet Allah katında kezzâb diye yazılır.”

Müsned, I/ 3, 5, 7, 8, 9, 11; Buhârî, Edeb, 69; Müslim, Birr, 103,105. 

“Kulun Allah’a yaptığı ibadetlerin en güzeli sadâkat, en çirkini de yalancılıktır.”

Gazâli, İhya4, s. 693.

Tevbe Suresi 119. Ayet: Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun.

Ayeti kerime de doğru olmanın yanı sıra doğrularla da olmanın gerekliliği vurgulanmıştır. 

Devamın da Kurân tefsiri olan Risale-i Nur’un İşarat-ül İ’caz kitabından bir bölümle devam ediyoruz. 

بِمَا كَانُوا يَكْذِبُونَ‎

Söylemiş oldukları yalanlar; yalanladıkları şeyler: Allah, ahiret, Kur’an sebebiyle.. (Bakara Suresi 2/10)

Evet münafıkların azapları, mezkûr cinayetleri arasında yalnız kizb ile vasıflandırılması, kizbin şiddet-i kubh ve çirkinliğine işarettir. Ve bu işaret dahi, kizbin ne kadar tesirli bir zehir olduğuna bir şahid-i sadıktır.

İşârât-ül İ’caz

Küfür ve inkarın aslı ve özü yalandır ve yalan üzerine bina edilmiştir, demektir. Bu yüzden kafir ve münafıklar en büyük yalancılardırlar. 

Kizb, küfrün esasıdır. 

   Kizb, nifakın birinci alâmetidir. 

   Kizb, kudret-i İlahiyeye bir iftiradır. 

   Kizb, hikmet-i Rabbaniyeye zıttır. 

   Ahlâk-ı âliyeyi tahrip eden kizbdir. 

   Âlem-i İslâm’ı zehirlendiren ancak kizbdir. 

   Âlem-i beşerin ahvalini fesada veren kizbdir. 

   Nev-i beşeri kemalâttan geri bırakan kizbdir. Müseylime-i Kezzab ile emsalini âlemde rezil ü rüsva eden kizbdir. 

İşârât-ül İ’caz

Yalan ve kizb de farklı yanları vardır.  Yalan akılda olur,  kizb kalp de olur. İman da kalp de olduğu için kizb imana zarardır. Bu yüzden küfrün esasıdır. Kurân ı Kerim de Rahman Suresinde tekrar eden ayetin sonu neydi?  Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız! Şükrünü eda etmediğimiz, o kadar nimetleri sebeplere verip de şükrün den geri durduğumuz da da kizb’e yaklaşmış olmuyor muyuz? 

Sual: Bir maslahata binaen kizbin caiz olduğu söylenilmektedir. Öyle midir? 

   Cevap: Evet, kat’î ve zarurî bir maslahat için mesağ-ı şer’î vardır. Amma hakikate bakılırsa maslahat dedikleri şey, bâtıl bir özürdür. Zira usûl-ü şeriatta takarrur ettiği vecihle “Mazbut ve miktarı muayyen olmayan bir şey, hükümlere illet ve medar olamaz. Çünkü miktarı bir had altına alınmadığından sû-i istimale uğrar.” Maahâzâ bir şeyin zararı menfaatine galebe ederse o şey, mensuh ve gayr-ı muteber olur. Maslahat, o şeyi terk etmekte olur.  

İşârât-ül İ’caz

Üstad Hazretleri içtihadı ile bu zamanda yalanın cevaz verildiği noktaları da men ediyor. Zira bu asrın hususiyetleri ve gerekleri yalanın bazı meşru ruhsatlarını mümkün kılmıyor. Malum içtihada açık hükümler zamanların değişmesi ile değişebilir ki Üstad Hazretleri eski zamanda ruhsat verilmiş noktalara ruhsatı kaldırıyor.

Fakat kinaye veya ta’riz suretiyle yani gayr-ı sarih bir kelime ile söylenilen yalan, kizbden sayılmaz. 

   Hülâsa: Yol ikidir. 

   Ya sükûttur. Çünkü söylenilen her sözün doğru olması lâzımdır. 

   Veya sıdktır.

İşârât-ül İ’caz

KİNÂYE : Bir sözü gerçek mânâsına da gelebilecek şekilde, başka bir mânâda kullanma san’atı.

TA’RÎZ : Laf çarpma, dokundurma, taşlama.

Meselâ savaş esnasında düşman askerine “Kralınız öldü” denilirken, bununla düşmanın daha önceki krallarından birisi kasdedilmesi gibi.

Bir eş hanımının ve çocuğunun gönlünü almak isteyen bir insan onlara bir şey vâdederken, “İnşallah-Allah dilerse” gibi bir ifade kullanır da, söz verdiği şeyi hemencecik almazsa, bu durumda da yalan söylemiş olmaz. Çünkü bu vaâd istikbale mâtuftur.

Sükût etmek insanın zor durumda kalmasına bir reçete bir çözümdür. Sükût yalan sınıfına girmediği için zor anlarda kullanılabilir. 

Çünkü 

   İslâmiyet’in esası sıdktır. 

   İmanın hâssası sıdktır. 

   Bütün kemalâta îsal edici sıdktır. 

   Ahlâk-ı âliyenin hayatı sıdktır. 

   Terakkiyatın mihveri sıdktır. 

   Âlem-i İslâm’ın nizamı sıdktır. 

   Nev-i beşeri kâbe-i kemalâta îsal eden sıdktır. 

   Ashab-ı Kiram’ı bütün insanlara tefevvuk ettiren sıdktır. 

   Muhammed-i Hâşimî’yi aleyhisselâm meratib-i beşeriyenin en yükseğine çıkaran sıdktır. 

İşârât-ül İ’caz

Bu kısmı yine Risale-i Nur’dan bir yer ile açıklamış olalım ve bitirelim. 

Biz ki hakiki Müslüman’ız. Aldanırız fakat aldatmayız. Bir hayat için yalana tenezzül etmeyiz.

Tarihçe-i Hayat

سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ 

Yorum bırakın