ATALETİN / TEMBELLİĞİN İLACI

Dersimizin konusu: Çağımızın en büyük hastalıklarından biri olan atâlet, atâlet kelime anlamı olarak, tembellik, eylemsizlik, uyuşukluk ve işsizlik gibi anlamlara geliyor

İnsan bazen “Ben şunun yerinde olsaydım, şöyle işler başarırdım.” der. Oysaki o işte başarılı olmak için başkasının yerinde olmaya gerek yoktur. Bizler, bazen kendi yapabileceğimiz birçok iş olduğu hâlde başkalarının yerine düşünüp “O neden şu işleri yapmıyor.” diyoruz. Peki bizi alıkoyan, böyle düşündüren nedir?
Şimdi herhangi bir hedefimizi düşünelim. Bu hedef; ayda 3 kitap okumak, üniversite sınavını kazanmak veya Allah’ın rızasını kazanmak olabilir. Bu hedefimize ulaşabilmek için neler yapmamız gerektiğini ve nereden başlamamız gerektiğini biliyoruz. Hedefimiz için çalışırsak neler kazanacağımızı, çalışmazsak neleri kaybedebileceğimizi de biliyoruz. Bütün bunları bildiğimiz hâlde bir türlü harekete geçmiyoruz. İlk adımı atsak bile daha sonra vazgeçiyoruz.
Peki hiç düşündünüz mü? Bizi durduran nedir?
İşte bizi durduran atâlettir. Atâlet neydi? Yukarıda bahsettiğimiz gibi atâletin bir anlamı da tembelliktir. Ama tembellik ile arasında küçük bir fark var. Şöyle ki; atâlet, bildiği halde yapmamak, tembellik ise, tercihen yani yapmayı istememektir.
Atâleti tehlikeli yapan aynı kanser gibi kademeli bir şekilde yavaşça gelişmesidir. İnsan bu yüzden atâlete düştüğünü fark edemeyebilir. Burada bir deneyden örnek verebiliriz. Bir kurbağayı sıcak suyun içine koymuşlar ve kurbağa sıcak suya girer girmez sıçrayarak kurtulmuş. Daha sonra soğuk bir suya koymuşlar ve yavaş yavaş suyu ısıtmaya başlamışlar. Su ısındıkça kurbağa gevşemeye başlamış ve su kaynama noktasına gelince çıkmak istese bile bacak reflekslerini kaybettiği için çıkamamış. Atâletin de bizi etkisi altına alma şekli yaklaşık olarak böyledir.
Üstad’a bu konuyla ilgili soru soruluyor.
Üstad Hazretleri de, Kur’an’dan aldığı ilaçlarla bu hastalığı teşhis ettikten sonra, tedavisini de gösteriyor.
Münazaratta geçen bu bölümde, atâlet hastalığının sebepleri madde madde anlatılmış ve hepsinin tedavisi yani çözümü verilmiştir. Bizde o bölüme bakarak bu hastalığı önce teşhis sonra tedavi etmeliyiz.

S- Zindan-ı atalete düştüğümüzün sebebi nedir?

Zindan kelimesi neden seçilmiştir? Zindan, günümüzde olan hapsin çok daha dehşetli olan versiyonudur. Bildiğimiz gibi yer altında ve karanlıktır. Hareketsiz kalmak bizi böyle bir duruma sokar. Atâletten kurtulmak, zindan gibi içinden çıkılması zor bir durumdur.

C- Hayat bir faaliyet ve harekettir.

Baktığımız zaman, kâinatta hareket etmeyen hiçbir şey yoktur. Duruyor sandığımız duvarın bile içindeki kum ve demir de hareket eden atomlar vs var. Sürekli bir döngü var. Dünya, Güneş Galaksiler, yıldızlar, sürekli olarak belli bir düzen içinde dönüyorlar. Kâinatta hareketsiz duran hiçbir mahluk yokken, en çok değer verilen, bütün kâinata halife olarak gönderilen insanın hareketsiz durup oturması, çok acayip değil midir?
Peki bizim bu dünyada işimiz, bu dünyaya gönderiliş amacımız neydi?
Gazete, dergi karıştırmak mı ya da boş boş sosyal medya da gezmek mi? Gerçek manada hayatın anlamı şuursuzca gezmek ve eğlenmek midir?
Allah bizi niçin yarattı?
Zâriyât Sûresi 56. yette buyurduğu gibi:
“Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.”

Demek ki bizim işimiz Allah’ı tanımak ve ona kulluk etmek, boş boş oturmak değil!

Cenab-ı Hakk İnşirah Sûresi 7. Ayette ise şöyle buyuruyor”
O halde önemli bir işi bitirince hemen diğerine koyul.

Misal bir yere yaslanıp iki ay öylece beklesek, sırtımızda ağrılar başlar. Derisi dökülür. İşte insan hareketsiz kalınca işleri, sağlığı ve bütün düzeni bozuluyor. Yani kısaca bizde faaliyet durduğu için zindan-ı atalete düşmüş oluyoruz.

Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm namazlardan sonra dua ederken, kötü şeylerden Allah’a sığınıyordu. Bunlarda biri de tembellik.
“Allah’ım! Acizlikten, tembellikten, korkaklıktan… sana sığınırım.”
(Müslim, Zikir 50; bk. Ebu Davud, Vitir 32; Nesai, İstiaze 7)

Hayat bir faaliyet ve harekettir. Şevk ise matiyyesidir. İşte himmetiniz şevke binip mübareze-i hayat meydanına çıktığı vakit, en evvel düşman-ı şedid olan yeis rast gelir.

Himmetimiz (gayret) şevke bindiği vakit diyor. Şevkli olmak çok önemli. Himmetimizi harekete geçiren şevktir. Şevkli olmayan hiçbir şey yapamaz. Davamızda ve diğer bütün işlerde bizi başarıya götüren şevktir. Bu Allah’ın bize bir ikramıdır.

Neşr-i envâr-ı Kur’âniyedeki muvaffakiyetin ve gayretin ve şevkin, bir ikram-ı İlâhîdir, belki bir keramet-i Kur’âniyedir, bir inâyet-i Rabbâniyedir.
(Mektubat)

Efendimiz (A.S.M) Ebu Cehil’e bile 70 defa islama davet etmek için gitmiştir. Ebu Cehil bu şevkten o kadar etkilenmiş ki Efendimiz’e: “Eğer Rabbin benden sorarsa, tebliğini yaptığını davacı olmayacağımı söylerim.” demiştir.
Aynı zamanda şevk bulaşıcıdır. Yanındaki insanların şevkin seni de şevke getirir. Aksi şekilde şevksiz insanlar da senin şevkini kırabilir.

İşte himmetiniz şevke binip mübareze-i hayat meydanına çıktığı vakit, en evvel düşman-ı şedid olan yeis rast gelir. Kuvve-i maneviyesini kırar. Siz o düşmana karşı

لَا تَقْنَطُوا (Ümidinizi kesmeyin.)

kılıncını istimal ediniz.
(Münazarat)

Bu âyetin başına bakalım.
De ki (Allah şöyle buyuruyor): “Ey kendi aleyhlerine olarak günahta haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Allah (dilerse) bütün günahları bağışlar; doğrusu O çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.”
(Zümer / 53)

Şeytan ilk olarak himmet ve şevkimizi kırdıktan sonra bizi ümitsizliğe düşürmek ister. İşte ona karşı bu kılıncı kullanmalıyız.

Sonra müzahametsiz olan hakkın hizmetinin yerini zabteden meyl-üt tefevvuk istibdadı hücuma başlar. Himmetin başına vurur, atından düşürttürür. Siz

كُونُوا لِلّٰهِ (Allah için olunuz.)

hakikatını o düşmana gönderiniz.
(Münazarat)

2. Hastalık ise, üstün olma arzusudur. “Her şeyi ben yapmalıyım. Ben göz önünde olmalıyım.” gibi düşüncelerle şeytan ayağımızı kaydırmaya çalışır. Bizler de Allah için olduğumuzu unutmadan, bilinmek için değil yalnızca Allah rızası için hayırlar yaparak o düşmanı göndermiş oluruz.

Sonra da ilel-i müteselsiledeki terettübü atlamakla müşevveş eden acûliyet çıkar, himmetin ayağını kaydırır. Siz,

وَاصْبِرُوا وَ صَابِرُوا وَ رَابِطُوا
“İbadette, musibette ve günahtan kaçınmakta sabırlı olun; sabır yarışında düşmanlarınızı geride bırakın; her an cihada hazırlıklı bulunun ve murabıt olun.”
( l-i İmrân / 200)

yu siper ediniz.

(Münazarat)

Şimdi vaktini beklemeden tohum ekersek o tohumlar araya gider. Acele etmemeliyiz. Her şeyin belli bir vakti vardır. Misal; ağaçlar hemen meyve veremezler. Bir çocuğun doğabilmesi için 9 ay anne karnında durması gerekir. Kâinatta gerçekleşen her olayda hikmetli bir tertip olduğu için belli bir zaman içerisinde gerçekleşir. Bütün kâinat bu kaideye uyuyor ama insan aceleci davranıyor.
İsra Sûresi 11. yette
“…İnsan pek acelecidir!” Buyruluyor.

İnsan her işi hemen başarmak ister. Bir anda cenneti kazanmak, yükselmek, para kazanmak ister. Hâlbuki kainatta bir tertip vardır. Acelecilik ile merdivenleri eksik bırakır ve düşer.
İste düşmanımız acelecilik ile karşımıza çıktığı zaman bu ayeti siper edeceğiz.
“İbadette, musibette ve günahtan kaçınmakta sabırlı olun; sabır yarışında düşmanlarınızı geride bırakın…”
( l-i İmrân Sûresi / 200)

Sonra da, medenî-i bittab’ olduğundan ebna-yı cinsinin hukukunu muhafazaya ve hakkını onlar içinde aramağa mükellef olan insanın âmâlini dağıtan fikr-i infiradî ve tasavvur-u şahsî karşı çıkar. Siz de,

خَيْرُ النَّاسِ اَنْفَعُهُمْ لِلنَّاسِ
“İnsanların en hayırlısı onlara faydalı olandır.”
(el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, 2:463; el- Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, 3:481, no: 4044.)

olan mücahid-i âlîhimmeti mübarezesine çıkarınız.

Kendini şahsını düşünme fikri karşımıza çıktığı zaman bu hâdisi o düşmana göndermeliyiz.

Sonra başkasının tekâsülünden görenek (görüp özenmek) fırsat bulup, hücum edip belini kırar. Siz de

عَلَى اللّٰهِ لَا غَيْرِهٖ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُتَوَكِّلُونَ
“Tevekkül etmek isteyenler, sadece Allah’a tevekkül etsinler (başkalarına değil).”
(İbrahim / 12 )

olan hısn-ı hasîni himmete melce ediniz.

Baktığımız zaman bu zamanda yapılan günahlar ve yanlışların çoğu görenek yüzünden çıkıyor. Arkadaşına uymak, insanlara özenerek yanlışlara düşmek, “Ama herkes yapıyor.” diyerek modaya uymak için çoğu güzellikten taviz vermek, bunun örnekleri olabilir. Halbuki bizler mezara tek başımıza gireceğiz. Herkesin dediğine değil, hakikatin ne dediğine bakmalıyız.

Sonra da acz ve nefsin itimadsızlığından neş’et eden tefviz ve işi birbirine bırakmak olan düşman-ı gaddar geliyor. Himmetin elini tutup oturtturur. Siz de

لَا يَضُرُّكُمْ مَنْ ضَلَّ اِذَا اهْتَدَيْتُمْ
“Ey iman edenler! Siz kendi sorumluluklarınıza dikkat edin. Siz doğru gittiğiniz takdirde yanlış yola sapanlar size zarar veremez…”
(Mâide / 105)

olan hakikat-ı şâhika üzerine çıkarınız. Tâ o düşmanın eli o himmetin dâmenine yetişmesin.

Evet bizler İslamı anlatmak, imamın ve müftünün işidir diyerek geri duramayız. Her Müslüman kendi kabiliyetine göre önce İslamı yaşamalı sonra da yaşanması için çalışmalıdır.

Sonra Allah’ın vazifesine müdahale etmek olan dinsiz düşman gelir; himmetin yüzünü tokatla gözünü kör eder. Siz de

اِسْتَقِمْ كَمَٓا اُمِرْتَ ٭ وَلَا تَتَاَمَّرْ عَلٰى سَيِّدِكَ
“Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.”
(Şûrâ Sûresi / 15)
Efendine efendi olmaya çalışma.
olan kâr-aşina ve vazifeşinas olan hakikatı gönderiniz. Tâ onun haddini bildirsin.

Sonra umum meşakkatin anası ve umum rezaletin yuvası olan meyl-ür rahat (rahatına düşkün olmak) geliyor. Himmeti kaydeder, zindan-ı sefalete atar. Siz de

لَيْسَ لِْ۫لاِنْسَانِ اِلَّا مَا سَعٰى
“İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.”
(Necm Sûresi / 39)

olan mücahid-i âlîcenabı o cellad-ı sehhara gönderiniz.

Demek ki bizim 8. düşmanımız rahatlık meyli ve konforuna düşkün olmaktır. Bu düşmana karşı
“İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.”
(Necm Sûresi / 39) yetini göndermeliyiz.
Bu hakikatle bu düşmandan kurtulmalıyız.

Evet size meşakkatte büyük rahat var. Zira fıtratı müteheyyic (heyecanlı) olan insanın rahatı, yalnız sa’y (çalışma) ve cidaldedir (mücadele).
(Münazarat)

Bir taraftan nefis, bir taraftan şeytan sürekli olarak insana: “Rahatın bak, biraz daha dinlen, keyfine bak, biraz daha uyu.” diyerek fısıldar. İnsan da bu nefsi ve şeyatani çağrılara uyarak biraz daha uyur, dinlenme vaktini uzatırsa, o fısıltıların arkası kesilmez. Tembellik, biraz daha rahat etmek duygusunu tetikler. Atalete ve uyuşukluğa sebep olur.
Dolayısıyla insan şeytan ve nefsinin ilk verdiği fısıltı anında iradesini kullanıp tembellikten uzak durursa bir tepeyi aşmış gibi olur.

Öğrendiğimiz 8 maddeyi sıralayalım:

1- Yeis (ümitsizlik) hastalığına karşı “Ümidimizi kesmemeyi” (Zümer / 56)

2- Meyl-üt tefevvuk (üstün olma arzusu) hastalığına karşı “Allah için olmak.”

3- Aceleciliğe karşı “Sabırlı olmak.” ( l-i İmrân / 200)

4- Kendini düşünme hastalığına karşı “İnsanların en hayırlısı onlara faydalı olandır.” (el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafa) Hadisine uymak

5- Görenek, başkalarının yanlışına özenme hastalığına karşı “Tevekkül etmek isteyenler, sadece Allah’a tevekkül etsinler (başkalarına değil).” (İbrahim / 12) hakikatini dinlemek.

6- İşi birbirine bırakma hastalığına karşı “…Siz kendi sorumluluklarınıza dikkat edin. Siz doğru gittiğiniz takdirde yanlış yola sapanlar size zarar veremez…” (Mâide / 105)
yetini anlamak.

7- Allah’ın vazifesine karışma hastalığına karşı “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.”
(Şûrâ Sûresi / 15)
Efendine efendi olmaya çalışma. Hakikatlerine uymak.

8- Meyl-ür rahat rahatına düşkün olma hastalığına karşı “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.” (Necm Sûresi / 39)
yetinin gösterdiği hakikate uymak..

Şimdi bizi atalete düşuren sebepleri de ilaçlarını da öğrendik. Eğer hayatımıza geçirirsek Allah’ın izniyle ataletten kurtulmuş oluruz.
Evet bu hastalıktan kurtulmalıyız. Çünkü zaman gaflette, tembellik içinde ve ölümcül uykuda olma zamanı değil!
Zaman sa’y (çalışma), gayret zamanı!
Zaman fedakarlık, uykudan uyanma
zamanı!
Zaman Hz. Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm’a ümmet olma zamanı!
Zaman Allah’a verdiğimiz sözü ahdimizi yerine getirme zamanı!

El bâki Hüvel Baki

Yorum bırakın