Arkamızda KİM olduğunu açıklıyoruz

Hayatta bir çok şeyi anlayacağımız ve bakış açımız değiştirecek bir ders olacak inşaallah.

Bismillâhirrahmânirrahîm kelime anlamı olarak ‘Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla’, biz bunun Bismillâh olan kısmından Allah’ın adına bakacağız.

Bismillahirrahmanirrahîm’in bir cilvesini şöyle gördüm ki: Kâinat simasında, arz simasında ve insan simasında birbiri içinde birbirinin numunesini gösteren üç sikke-i rububiyet var. Sözler

Rabbimizin bizi terbiye ediciliğini gösteren üç iz olduğunu söylüyor. Burada ilk olarak ; Biri: Kâinatın heyet-i mecmuasındaki teavün, tesanüd, teanuk, tecavübden tezahür eden sikke-i kübra-i uluhiyettir ki ” Bismillah ” ona bakıyor. (Sözler)

Kâinatta var olan herşeyin bütününden gelen bir yardım, dayanışma  yani birbirinin ihtiyacına cevap vermeden açığa çıkan en büyük bir damga ki Bismillâh ‘Allah’ın adıyla’ dediğimiz bu kelime.

Madem bu kâinattaki, yeryüzü ve insan nevi damgaları birbirine hem yardım ediyor, hem dayanışma içinde o zaman bu Bismillâh tam olarak ne?

Bunu anlamaya çalışmak için Üstad Bediüzzaman’a soruyoruz. Bu Bismillah nedir bize bir anlatır mısın?

Ey kardeş! Benden birkaç nasihat istedin. Sen bir asker olduğun için askerlik temsilatıyla, sekiz hikâyecikler ile birkaç hakikati nefsimle beraber dinle. Çünkü ben nefsimi herkesten ziyade nasihate muhtaç görüyorum. Vaktiyle sekiz âyetten istifade ettiğim sekiz sözü biraz uzunca nefsime demiştim. Şimdi kısaca ve avam lisanıyla nefsime diyeceğim. Kim isterse beraber dinlesin. (Sözler)

Devamın da birinci Söz de geçen Bismillah’ın manasını anlamaya çalışacağız.

Dedik ya Bismillah nedir dışarıda birine sorduğumuzda ne diyorlar?

-Kurân’da surelerin başına gelen ayet.. Ama besmelenin ayet olduğu konusunda da alimler arasında ihtilaf söz konusu, ‘bütün ayetlerin ve hayırlı işlerin başında olduğu’ da söyleniyor. Ama Risale-i Nur’da;

-Bismillah, her hayrın başıdır.

-Bismillah, İslam nişanıdır.

-Bismillah, bütün mevcudatın hâl dilleriyle sürekli olarak zikrettikleri bir tesbihtir, bir zikirdir. 

-Bismillah, büyük ve tükenmez bir kuvvettir,

-Bismillah, bitmez bir berekettir

Biz buna tahkiki iman etmek istiyorsak nerden anlayacağız? Bismillah’ı nerden bilip nereden okuyacağız? Dışarıdan bize bir örnek göstermesi gerekiyor ki aklımıza yatsın. Ha evet demek ki burada da Bismillah var diyelim. 

Eğer bunların hepsini anlamak istiyorsak ;

Şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle. Şöyle ki:

   Bedevî Arap çöllerinde seyahat eden adama gerektir ki bir kabile reisinin ismini alsın ve himayesine girsin, tâ şakîlerin şerrinden kurtulup hâcatını tedarik edebilsin. Yoksa tek başıyla hadsiz düşman ve ihtiyacatına karşı perişan olacaktır. İşte böyle bir seyahat için iki adam sahraya çıkıp gidiyorlar. Onlardan birisi mütevazi idi, diğeri mağrur (gururlu). Mütevazii, bir reisin ismini aldı.  (Sözler)

Bir reisin ismini almak demek mesela ;  Eğer biz kul isek, örnekte ki askeriz. Var olan her şey bizim için potansiyel bir düşman vaziyetine girebilir! Çünkü biz Rabbimizin rızasını kazanmaya çalışıyoruz, günahlardan muhafaza olmak istiyoruz. Ama gün içinde dışarı çıktığımız da her türlü günah ve haramlarla karşı karşıya kalabiliyoruz.

Kafamızı kaldırdığımız da  gözümüzle haram görebiliyoruz ya da nefsimizin  arzularına uyabiliyoruz ama biz asker olduğumuzu unutmadan ona göre davranmalıyız.

 Mütevazii, bir reisin ismini aldı. Mağrur, almadı. Alanı, her yerde selâmetle gezdi. Bir kàtıu’t-tarîke rast gelse der: “Ben, filan reisin ismiyle gezerim.” Şakî def’olur, ilişemez. Bir çadıra girse o nam ile hürmet görür. Öteki mağrur(gururlu), bütün seyahatinde öyle belalar çeker ki tarif edilmez. Daima titrer, daima dilencilik ederdi. Hem zelil hem rezil oldu. 

İşte ey mağrur nefsim, sen o seyyahsın . Şu dünya ise bir çöldür. Aczin ve fakrın hadsizdir. Düşmanın, hâcatın nihayetsizdir. Madem öyledir, şu sahranın Mâlik-i Ebedî’si ve Hâkim-i Ezelî’sinin ismini al. Tâ bütün kâinatın dilenciliğinden ve her hâdisatın karşısında titremeden kurtulasın. (Sözler) 

Bunu dünyalık hayatta şöyle görüyoruz mesela; trafikte polis durduruyor. Durdurulan kişi ‘Sen benim kim olduğumu biliyor musun? ‘ diye karşılık veriyor ve makamı yüksek birinin adını veriyor. Aslında bu bir nebze bizde de var. Bu örneği kötü ve ehli dünya olarak görüyoruz. Üstad Bediüzzaman bunun hayra olan yönünü bize gösteriyor. Kimin adını almalıyız? Şunun bunun ya da aklımız da mevkisi olan birinin değil, Allah’ın adını nasıl almalıyız?

Hepimiz bir seyyahız, yolcuyuz. İnsan bir yolcudur. Sabavetten gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden ebede kadar yolculuğu devam eder. (Mesnevî-i Nuriye)

Bizde böyle bir yolculuğun içerisindeyiz. Bu yolculukta ihtiyaçlarımızı karşılayacak bir merci lazım, bütün zarardan ziyandan bizi koruyacak bir isim..

Misal filmler de görüyoruz. Yol kesilme sahnesi olur. Birilerinin adı verilince düşmanlar bile dost oluyorlar.

 Bir çadıra girse o nam ile hürmet görür. Öteki mağrur, bütün seyahatinde öyle belalar çeker ki tarif edilmez. Daima titrer, daima dilencilik ederdi. Hem zelil hem rezil oldu. (Sözler)

Mağrur yani kendine güveniyor ‘Ben yaparım, ben ederim’ der. Dayanak noktasını bıraktı, tam tersi rezil ve zelil bir hale düşüyor.

 İşte ey mağrur nefsim, sen o seyyahsın. Şu dünya ise bir çöldür. Aczin ve fakrın hadsizdir. Düşmanın, hâcatın nihayetsizdir. Madem öyledir, şu sahranın Mâlik-i Ebedî’si ve Hâkim-i Ezelî’sinin ismini al. Tâ bütün kâinatın dilenciliğinden ve her hâdisatın karşısında titremeden kurtulasın. (Sözler) 

Biz hemen kendimizi  mütevazi olanın yerine koyduk değil mi? Ama burada Üstad Bediüzzaman ‘Ey mağrur nefsim’ diyerek aslında sen de bazen o gururlara giriyorsun diyor. 

  Mâlik-i Ebedî derken sonsuz malik olan Allah’ın adını alıyoruz ve Hâkim-i Ezelî derken de her şeyin Hâkimi her şeyi yöneten Rabbimizin ismini alıyoruz. O zaman başka hiçbir şeye hiç kimseye ihtiyacımız kalmıyor. Elhamdülillah.

Evet, bu kelime öyle mübarek bir definedir ki senin nihayetsiz aczin ve fakrın, seni nihayetsiz kudrete, rahmete rabtedip Kadîr-i Rahîm’in dergâhında aczi, fakrı en makbul bir şefaatçi yapar. (Sözler)

Etrafımıza baktığımız zaman, hiçbir imtihana girmeden imana kavuşmuş ve imanı gerçekten tahkiki olmuş kullar var. Ama çoğunluk olarak illa ki bir imtihanın içine düşmüşüzdür. Bu sayede aczimizi anlayıp, haddimizi bilip o başı o secdeye daha samimi bir şekilde götürmüş olduk. 

  Bir çocuk ya da bebek düşünelim. Annesine: ‘Sen bana karışma. Ben kendi başımın çaresine bakarım. İstediğimi yaparım. ‘ diyebilir mi? Hayır ama o ağlaması ile merhamet damarını okşayıp annesine yaptırıyor. Büyüyüp acizlikleri gittikten sonra, bu kez anne bekliyor evladından aynı merhameti. 

 Bizde Allah’a karşı da acz ve fakrımızı gösterince onun rahmetini celbediyoruz.

Mesela elma için ağaca, maaş için patron, şifa için doktora mı dilencilik yapacağız?

Tabi ki de fiili dua için sebepleri de kullanacağız. Ama her zaman Allah’tan olduğunu bileceğiz. Bizim sonsuz bir aczimiz var ve sonsuz bir kudrete dayanmamıza Bismillah vesile oluyor.

 Evet, bu kelime ile hareket eden, o adama benzer ki askere kaydolur, devlet namına hareket eder. Hiçbir kimseden pervası kalmaz. Kanun namına, devlet namına der, her işi yapar, her şeye karşı dayanır. (Sözler)

Misal; Hiçbir yere hiçbir şeye bağlı olmadan üç beş kişi teröristlerle savaşmaya gitse, nasıl bir ordu kadar kuvvetli olabilirler? Arkalarında bir devlet gücü olmadan kazanabilirler mi?

Hayatımızda da Allah diyor ki: ‘Kulluğunu yap, rızkına kefilim’ her şey zaten Allah’ın kontrolünde nefes almamız, kalbimizin atması gibi şuan hiçbiri elimizde değil.

 Başta demiştik: Bütün mevcudat, lisan-ı hal ile Bismillah der. Öyle mi? Evet, nasıl ki görsen, bir tek adam geldi, bütün şehir ahalisini cebren bir yere sevk etti ve cebren işlerde çalıştırdı. Yakînen bilirsin; o adam kendi namıyla, kendi kuvvetiyle hareket etmiyor. Belki o, bir askerdir, devlet namına hareket eder, bir padişah kuvvetine istinad eder. (Sözler)

Yukarıda verdiğimiz asker örneğindeki gibi devlet namına iş yapacak devletin adını alacak. Bir asker veya polis gelse kanun namına geldim deyip birini götürse hiçbir tepki vermeden onu takip etmemiz gerekir. Neden? Çünkü o devlet adına iş yapar. 

 Öyle de her şey, Cenab-ı Hakk’ın namına hareket eder ki zerrecikler gibi tohumlar, çekirdekler başlarında koca ağaçları taşıyor, dağ gibi yükleri kaldırıyorlar. Demek her bir ağaç Bismillah der. (Sözler)

Burası çok güzel maşallah. Bir üzümün içinde minnacık bir çekirdek nasıl büyük kocaman bir asma oluyor düşünebiliyor muyuz? O çekirdek Allah namına ‘Rabbim büyümeme izin ver, insanlara rızık olmama izin ver ki onların seni zikretmelerine sebep olayım’ diye lisanı hâliyle der.

 Hazine-i rahmet meyvelerinden ellerini dolduruyor, bizlere tablacılık ediyor. Her bir bostan, Bismillah der. Matbaha-i kudretten bir kazan olur ki çeşit çeşit, pek çok muhtelif leziz taamlar, içinde beraber pişiriliyor. Her bir inek, deve, koyun, keçi gibi mübarek hayvanlar Bismillah der. Rahmet feyzinden birer süt çeşmesi olur. Bizlere Rezzak namına en latîf, en nazif, âb-ı hayat gibi bir gıdayı takdim ediyorlar. Her bir nebat ve ağaç ve otların ipek gibi yumuşak kök ve damarları, Bismillah der. Sert olan taş ve toprağı deler, geçer. Allah namına, Rahman namına der, her şey ona musahhar olur. Evet, havada dalların intişarı ve meyve vermesi gibi o sert taş ve topraktaki köklerin kemal-i suhuletle (çok kolay şekilde) intişar etmesi ve yer altında yemiş vermesi hem şiddet-i hararete karşı aylarca nazik, yeşil yaprakların yaş kalması, tabiiyyunun (madde perestlerin) ağzına şiddetle tokat vuruyor. Kör olası gözüne parmağını sokuyor ve diyor ki: En güvendiğin salabet ve hararet dahi emir tahtında hareket ediyorlar ki, o ipek gibi yumuşak damarlar, birer asâ-yı Musa (as) gibi (Bir zaman da Mûsâ, kavmi için su arayıp Allah’a yalvarmıştı.) ‘Vur asânı taşa’ buyurduk.” Bakara Sûresi, 2:60.)   فَقُلْنَا اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْحَجَرَ 

emrine imtisal ederek taşları şakkeder. (Sözler)

Şöyle etrafımıza baktığımız da güneşin altında o yeşil yapraklar nasıl dayanabiliyor, biz bile bir yerden sonra dayanamıyoruz. Yazın en sıcak zamanda çıkan sulu sulu karpuzları düşünün. Bismillah ile oluyor. Ama biz Bismi den sonra farklı farklı isimler koyarsak çekirdek orada çürür. Başka isimlerle şirk koşmak olur. O zaman o çekirdek meyve verebilir mi?

Ve o sigara kâğıdı gibi ince, nâzenin yapraklar; birer aza-yı İbrahim (as) gibi ateş saçan hararete karşı يَا نَارُ كُونٖى بَرْدًا وَ سَلَامًا ( “Ey ateş, serin ve selâmetli ol.” Enbiyâ Sûresi, 21:69.)

âyetini okuyorlar. (Sözler)

SubhanAllah, İbrahim as.’ı düşünelim. Ateşin Hz. İbrahim as. yakmaması. Bazen bizi tesettürlü görüp ‘bu sıcakta yanmıyor musun?’ diye soranlara da maddeten yanıyor gibi görünüyoruz ama manen seriniz, yanmıyoruz elhamdülillah. Bizim tesettürümüz aslında bizi ateşten koruyor. Hz. İbrahim as. gibi..

 Madem her şey manen Bismillah der. Allah namına Allah’ın nimetlerini getirip bizlere veriyorlar. Biz dahi Bismillah demeliyiz. Allah namına vermeliyiz, Allah namına almalıyız. Öyle ise Allah namına vermeyen gafil insanlardan almamalıyız. Sual: Tablacı hükmünde olan insanlara bir fiyat veriyoruz. Acaba asıl mal sahibi olan Allah, ne fiyat istiyor? Elcevap: Evet, o Mün’im-i Hakiki, bizden o kıymettar nimetlere, mallara bedel istediği fiyat ise üç şeydir. Biri zikir, biri şükür, biri fikirdir. 

● Başta Bismillah zikirdir.

● Âhirde Elhamdülillah şükürdür.

● Ortada, bu kıymettar hârika-i sanat olan nimetler, Ehad-i Samed’in mu’cize-i kudreti ve hediye-i rahmeti olduğunu düşünmek ve derk etmek fikirdir. 

Bir padişahın kıymettar bir hediyesini sana getiren bir miskin adamın ayağını öpüp hediye sahibini tanımamak ne derece belâhet ise öyle de zâhirî mün’imleri medih ve muhabbet edip Mün’im-i Hakiki’yi unutmak, ondan bin derece daha belâhettir. Ey nefis, böyle ebleh olmamak istersen Allah namına ver, Allah namına al, Allah namına başla, Allah namına işle. Vesselâm. (Sözler)

سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ 

Yorum bırakın