Bilinmeyen Alemler | Miraç

İnsan merak eder. Dünyayı, evreni, kendini, yaşamı, neden yaşadığını ve içinde bulunduğu kâinatta ne işi olduğunu. Yaşam boyu insanoğlu bu soruların cevabını aramış ve gidemediği âlemleri merak etmiştir. Şimdi size desek ki, hiç görmediğiniz, gidemediğiniz o âlemlerden haberler getiren biri olsa. Oralara gidip, görünmeyen âlemleri de gezip, bize oralardan haberler getiren biri.. Hatta desek ki, tüm bu âlemleri yaratan, tüm bunları neden yarattığını ve bizi neden buraya yerleştirdiğini ve yaşamın sırrını o âlem yolcusuna anlatsa, o da gelip bize bildirse. Sizce de yeterince merak uyandırıcı ve dinlemeye değer bir olay değil mi?

İşte biz buna Miraç olayı diyoruz. Peki nedir Miraç gelin birlikte bakalım. Öncelikle bir insanın nasıl göklere çıkabildiğini, bunun bir örneğinin olup olmadığını soranlara deriz ki,
Yerküremiz, yani Dünya bir yılda yaklaşık 188 saatlik bir mesafeyi bir dakikada döner, yirmi beş bin senelik mesafeyi bir senede alır. Bu muazzam hareketi ona yaptıran ve bir sapan taşı gibi döndüren bir Kudret, bir insanı Arş-ı Âlâya getiremez mi? Güneşin çevresinde o ağır cisim olan dünyayı gezdiren bir hikmet bir insan bedenini şimşek gibi Rahman’ın Arşına çıkaramaz mı?

Miraç, Peygamberimizin (a.s.m.) Allah’ın huzuruna yükseldiği ve bütün kâinat âlemlerini gezdiği yolculuk demektir. Olayın iki aşaması vardır. Birinci aşamada Hz. Peygamber (s.a.s) Mescidül-Haram’dan Beytü’l-Makdis’e (Kudüs) götürülür. Kur’an’ın andığı bu aşama, gece yürüyüşü anlamında isra adını alır.
İsrâ suresinde bu olay şöyle anlatılır:
“Âyetlerimizden bir kısmını ona göstermek için kulunu bir gece Mescid-i Haramdan alıp, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâya seyahat ettiren Allah, her türlü noksandan münezzehtir. Şüphesiz ki O herşeyi hakkıyla işiten, herşeyi hakkıyla görendir.” İsrâ Sûresi, 17:1.
İkinci aşamayı ise Hz. Peygamber (s.a.s)’in Beytü’l-Makdis’ten Allah’a yükselişi oluşturur. Bu olayı necm suresinden birlikte öğrenelim:
O ancak kendisine vahyolunanı söyler. Onu muazzam kuvvetlere sahip olan öğretti ki, kendisine gerçek suretiyle görünmüştür. O, ufkun en yukarısında idi. Sonra indi ve yaklaştı. Nihayet kendisine iki yay kadar, hattâ daha da yakın oldu. Sonra da vahyolunacak şeyi Kendi kuluna vahyetti. Onun gördüğünü kalbi yalanlamadı. Şimdi onun gördüğü hakkında onunla mücadele mi edeceksiniz? And olsun ki, onu bir kere daha hakikî suretinde, Sidre-i Müntehâda gördü ki, onun yanında Me’vâ Cenneti vardır. O zaman Sidre’yi Allah’ın nuru kaplamıştı. Göz ne şaştı, ne de başka birşeye baktı. And olsun ki Rabbinin âyetlerinden en büyüklerini gördü.” Necm Sûresi, 53:4-18.

Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam Mescid-i Haramdan (Mekke’den), Mescid-i Aksâ’ya (Kudüs’e) ata benzer beyaz bir Cennet bineği olan Burak ile geldi. Kudüs’e gelmeden yol üzerinde Hz. Musa’nın makamına uğradı, orada iki rekât namaz kıldı, daha sonra Mescid-i Aksâ’ya geldi. Orada bütün peygamberler kendisini karşıladı. Miraçını kutladılar. Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam burada peygamberlere iki rekat namaz kıldırdı, bir hutbe okudu.

Bir rivayette Hz. İsa’nın doğduğu yer olan Betlaham’a uğradı, orada da iki rekât namaz kıldı. Ve bugün Kubbetü’s-Sahra’nın bulunduğu yerden Muallak Taşının üzerinden Miraça yükseldi.

Semanın bütün tabakalarına uğradı. Sırasıyla yedi sema tabakalarında bulunan Hz. Adem, Hz. Yahya ve Hz. Îsa, Hz. Yusuf, Hz. İdris, Hz. Harun, Hz. Musa ve Hz. İbrahim gibi peygamberlerle görüştü, Onlar kendisine “Hoş geldin” dediler, tebrik ettiler.

Bundan Sonra Hz. Cebrail ile birlikte imkân ile vü-cub ortası (kâinatın bittiği yer) Sidretü’l-müntehâ’ya geldiler. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam orada ikisi gizli, ikisi açıktan akan (Nil, Fırat) dört nehir gördü. Sonra hergün yetmiş meleğin ziyaret ettiği Beytü’l-Ma’mur’u ziyaret etti.

Hz. Cebrail’in buradan öteye gitmesi mümkün değildi. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam bundan sonra Refref adında bir vasıta ile zaman ve mekândan münezzeh (uzak) olan Cenab-ı Hakkın cemaliyle müşerref oldu.
Ve Nebiler nebisi, Alemlerin Efendisi olan Muhammed Mustafa sav in Alemlerin Yaratıcısı olan Allah’ın cemalini görünce hürmetini dile getirmek için buyurmuştur.

Ettehiyyatu lillahi vessalevatu vettayibat
“Dil ile, beden ve mal ile yapılan bütün ibadetler Allah’a dır.”

Esselamu aleyke eyyuhen-Nebiyyu ve rahmetullahi ve berakatuhu
“Ey Peygamber! Allah’ın selamı, rahmet ve bereketleri senin üzerine olsun.”

Esselamu aleyna ve ala ibadillahis-Salihîn.
“Selam bizim üzerimize ve Allah’ın bütün iyi kulları üzerine olsun.”

Eşhedu en la ilahe illallah ve eşhedu enne Muhammeden abduhû ve Rasuluh.
“Şahitlik ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur. Yine şahitlik ederim ki, Muhammed, O’nun kulu ve elçisidir.”

cümlesiyle Allah’ın selamına mukabelede bulunmuş ve Allah ile Peygamber Efendimiz’in bu güzel konuşmalarına şahit olan Cebrail ‘de bu manzaraya

“Eşhedü enlailahe illAllah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve rasülüh” diyerek eşlik etmiştir ve böylece Ettehıyyatü duası ortaya çıkmıştır.

Peki Miracın faydası nedir?
Bunu Risale-i Nura danışalım
“İnsan, kâinatın kıymettar bir meyvesi ve Sânî-i kâinatın nâzdar sevgilisi olduğu, Mi’rac ile anlaşılmış ve o meyveyi, cin ve inse getirmiştir. Küçük bir mahlûk, zayıf bir hayvan ve âciz bir zişuur olan insanı, o meyve ile o kadar yüksek bir makama çıkarır ki; kâinatın bütün mevcudatı üstünde bir makam-ı fahr veriyor. (Beşinci meyve)

Ayrıca peygamberimiz s.a.v bu yolculuğundan eli boş dönmemiştir. Rabbimiz bize hediyeler ve müjdeler göndermiştir. Hadi hediyelerimize bakalım

Mi’raç günü Peygamber Efendimiz (asm)’e hediye olarak üç sey verilmişti:

– Beş vakit namaz
– Bakara sûresinin son âyetleri,
– Ve şirk koşmamak şartı ile ”La ilahe illallah” diyen her Müslümanın, imanla ölmesi durumunda cennete girebilecegi müjdesi.

Mi’rac, insanlık tarihinin eşi, emsali görülmemiş ve asla da görülmeyecek olan yüksek hakikatli bir hadisesidir.

Mi’rac olayı irade edildiği ve gerçekleştirildiği şekliyle, baştan sona insanlık ve onun saadeti adına yapılmış Allah’ın sonsuz bir ikramıdır.

ezel ve ebed sultanının allah’ın rızasına uygun olan islamiyetin, başta namaz olarak, esasatını cin ve inse hediye getirmiştir ki, o marziyatı anlamak o kadar saadetlidir ki, tarif edilemez. çünkü çok meraklı olan insan, merak ettiği her şeyin iç yüzünü anlamak ve onunla muhabere kurmak ve sürekli konuşmak ister. işte bu merakını allah’ın yüce peygamberi (asm) ile gidermiştir. yani mi’rac insanoğlunun merakını gideren bir olgudur.


Rasulallah iman hakikatlerini göz ile görüp , melekleri , ahireti ,hatta Allah’ın cemalini göz ile görerek ve bizzat isiterek , İnsanlığa öyle bir hazine , öyle bir hediye getirmiştir ki . İnsanlığı o meyvey-i kudsiye ile ahsen-i takvimde cennet-i bakiyesine namzet bir misafir-i azizi sureti hakikisinde göstermiştir.

Saadet-i ebediyenin definesini görüp, anahtarını alıp getirmiş, cin ve inse hediye etmiştir.
mi’rac vasıtasıyla ve kendi gözüyle cenneti görmüş ve Rahman-ı Zülcemalin rahmetinin baki cilvelerini müşahede etmiş ve saadet-i ebediyeyi katiyen, hakkalyakin anlamış, saadet-i ebediyenin vücudunun müjdesini cin ve inse hediye etmiştir.

Bu sayede öldükten sonra yokluk denizine dökülüp gittiği düşüncesinden insanlar kurtulmuştur.

Burada insanlar ikiye ayrılıyor.

1) tüm bu muazzam malumatları ve hediyeleri önemsemeyip, yaşamında nasıl hareket edeceğini bilmeyen ve hala cevaplarını bulamadığı sorularda boğulan insanlar.

2) Miracın önemini , gelen malumatları ve hediyleri kabul eden, tüm sorularına cevap bularak doğru yaşamanın ve yaratıcısını memnun etmenin bilinciyle yaşayan insanlar.

Gelen hediyeler arasında en güzeli ve Rabbimizi en çok memnun eden ise NAMAZ’dır. Ve namazda müminin miracı olduğuna göre haydi sende çık miracına…

Yorum bırakın