80 YAŞINDA PİYANGO VURAN ADAM

İki tane genç vardı. Gayrı meşru hayattan döndüler. Hocalarına gayrı meşru hayata giderken, süfliyata giderken başıma hiç bir şey gelmiyordu. Her şey yolunda gidiyordu. Hiç sıkıntı yoktu, meşakkat yoktu. Şimdi sözde Allah yoluna döndük. Her gün bir sıkıntı bir meşakkat, her gün başımıza bir işler geliyor. İşler yolunda gitmiyor, ters gidiyor. Acaba yanlış yolda mıyız?(!) diye düşünüyorum. Niye böyle oluyor? Hani her şey yoluna girecekti?


HER ŞEYİN YOLUNA GİRDİĞİNE DELİL NEDİR?


اَشَدُّ النَّاسِ بَلآَءً َاْلاَنْبِيَٓاءُ ثُمَّ اْلاَوْلِيَٓاءُ َاْلاَمْثَلُ فَاْلاَمْثَلُ
“En ziyâde musibet ve meşakkate giriftar olanlar, insanların en iyisi, en kâmilleridirler.”

(Buharî, Merdâ: 3;)


ONBEŞİNCİ DEVÂ

Ey âh ü enin eden hasta!

Hastalığın suretine bakıp, “Âh!” eyleme; Manasına bak. “Oh!” de. Eğer hastalığın mânası güzel birşey olmasa idi, Hàlık-ı Rahîm en sevdiği ibâdına hastalıkları vermezdi. Halbuki, hadis-i sahihte vardır ki:

اَشَدُّ النَّاسِ بَلآَءً َاْلاَنْبِيَٓاءُ ثُمَّ اْلاَوْلِيَٓاءُ َاْلاَمْثَلُ فَاْلاَمْثَلُ

–ev kema kàl– Yani: “En ziyâde musibet ve meşakkate giriftar olanlar, insanların en iyisi, en kâmilleridirler.” Başta Hazret-i Eyyub Aleyhisselâm, enbiyalar, sonra evliyâlar ve sonra ehl-i salâhat, çektikleri hastalıklara birer ibâdet-i hâlisa, birer hediye-i Rahmâniye nazarıyla bakmışlar; sabır içinde şükretmişler. Hàlık-ı Rahîm’in rahmetinden gelen bir ameliyat-ı cerrahiye nev’inden görmüşler.

Sen, ey âh u fîzâr eden hasta! Bu nuranî kafileye iltihak etmek istersen, sabır içinde
şükret. Yoksa şekvâ etsen, onlar seni kafilelerine almayacaklar. Ehl-i gafletin çukurlarına düşersin!.. Karanlıklı bir yolda gideceksin.

Evet, hastalıkların bir kısmı var ki; eğer ölümle neticelense, manevî şehid hükmünde şehâdet gibi bir velâyet derecesine sebebiyet verir. Ezcümle, çocuk doğurmaktan gelen hastalıklar {(Hâşiye): Bu hastalığın mânevî şehâdeti kazandırması, lohusa zamanı olan kırk güne kadardır.} ve karın sancısıyla, gark ve hark ve tâun ile vefat eden, şehid-i manevî olduğu gibi, çok mübarek hastalıklar var ki, velâyet derecesini ölümle kazandırır.

Hem hastalık, dünya aşkını ve alâkasını hafifleştirdiğinden, vefat ile dünyadan, ehl-i dünya için gayet elîm ve acı olan müfârakatı tahfif eder; bazen de sevdirir.


Sabır içinde şükür etmişler.” Bu ifadenin üzerinde duracağız. Hastalığı dışarıdan gelen tanımadığımız bir insan olarak düşünelim; Suretini gördünüz, önce tanımadığınız için korkabilirsiniz, Kimdir? Nedir? diye telaş edebilirsiniz. Ama biraz sonra geldi, baktınız ki; Sevdiğiniz biri, iç dünyasına girdiğiniz çok güzel bir insan, biraz önce sabrediyordunuz, şimdi şükretmeye başladınız. Çok önemli bir nokta, şimdi hastalık geliyor, uzaktan baktığımız zaman, suretine baktığımız zaman gerçekten korkunç, gerçekten sabır etmeyi gerektiren bir musibet, ama şu hakikatlarla hastalık hakikatının arka cephesini, manasını okuduğunuz andan itibaren ortada sabır edilecek bir şey kalmıyor. Artık büyük bir nimet olduğu anlaşılınca, şükür etmeyi bekleyen bir nimet olarak önünüze dökülüveriyor. O yüzden sabır içinde şükret. Ölüm de öyle değil mi? Ölümün sureti korkunç, dehşetli ama hakikatına bakınca, içine girdiğin zaman içinde öyle güzellikler saklı ki; CENNET SAKLI, EBEDİYET SAKLI, SONSUZLUK SAKLI..
Ölmeden cennete gitmek yok. Öyleyse bu sıkıntılı dar tünelin arkasında ne var? Sultan’ın Sarayları var. Zindandasınız diyelim mesela Zindanda dar bir tünel açmışlar. Herkes firar ediyor. Oradan kaçan kurtuluyor. Hem de kaçan Sultan’ın sarayına çıkıyor. Şimdi der misiniz “Bu tünel çok dar, rutubetli, sıkıntılı, karanlık ben gitmem.” der misiniz? Hayır demezsiniz. 10 dakika bir sıkıntı sonunda Sultan’ın sarayına varıyosunuz. Orda sıkıntı zannettiğin bir vaziyetin hakikatte öyle olmadığını görüyorsun. Aslında burada Cenabı Hakk’ın bizi hastalıklarla, musibetlerle temizlediği için şükretmemiz gerekiyor. Ya Allah muhafaza, ebedî ahirette, ebedi azap ile temizleseydi? Bize kendimizi temizleyelim diye bir fırsat verdi. İbadetle, kullukla, tövbe ile zikir ile istiğfar ile kendimizi temizlemedik sonra ahirette ki ateşe bırakmamak için bir fırsat daha verdi. Musibet gönderdi, bela gönderdi, hastalık gönderdi. Bari bunlara sabır edelim. Manasını, hakikatini düşünüp şükredelim. Rabbimiz bunlarla bizi temizlemek affetmek istiyor. Buna da sabır etmezsek, Allah muhafaza âhirette ki ateşe kalır. Azaba kalır.

İki genç gayrı meşru hayattan döndüler. O zaman ki hayatların da uyuşturucu, alkol her türlü günahı işlediler. Cenabı Allah bu hakikatler ile dönüş nasip etmiş. İki genç: Gayri meşru hayata giderken başımıza hiçbir şey gelmiyordu. Sözde Allah yoluna döndük. Her gün bir musibet, bir meşakkat acaba yanlış yolda mıyız diye düşünmüyor değilim. Hocaları gençlere dönerek; Allah aşkına bir defter dolusu günahın var. Hepimizin var.

Cenabı Hak sana sorsaydı, Senin bir defter dolusu günahın var. Bunun temizlenmesi lazım. Cennete girmen için bunu âhirette ateşle mi yoksa burada meşakkatle, sıkıntıyla, hastalık ile mi temizleyeyim?

Hangisini seçerdin?

“Aman efendim ben buna razıyım.” dedi genç.

Sonra hoca; “Eğer bu halinden şikayetçi isen, seni bu halinden alalım. Rabb’inin seni beş vakit huzuruna kabul ettiği, tövbelerini kabul ettiği, bütün o pisliklerden temizlediği bu halini elinden alalım. Eski halini sana geri iade edelim. Oradan birisi ile yer değişelim ister misin?”

“Aman efendim lazım değil.”


“Öyle ise ses çıkarma! Çünkü bu sıkıntılar, meşakkatler, hastalıklar bu bunalımlar bunlar hep doğum sancısıdır. Bunlar MANEVİ DİRİLİŞİN öncüsüdür”.

İNŞALLAH, Demek ki olayın içine girmek gerekiyor. Mânâsına inmek gerekiyor.
Hakikatine girmek icap ediyor. Eğer suretinde kalırsak, sabretmek zorundayız. İçine girer mânasını keşfedersek, arkasındaki güzelliği fark edersek, Sabredecek bir şey kalmıyor. Artık “Şükürler olsun”. diyor insan.

80 YAŞINDA PİYANGO VURAN ADAM


Yaşlı bir amcamızı ziyarete gitmişler. 80-90 Yaşında kaza geçirmiş. Bilekleri ve ayakları kırılmış. O vaziyette ziyaretine gidenler, nasıl gidiyor? Ne var ne yok? demişler. Amcamız başlamış anlatmaya; Gece kalkıyorum. Teheccüd kılıyorum. Arkasından cüzleri. var, hatimlerim var, zikirlerim var. Anlatıyor amcamız öyle de heyecanlı ki sanki 15 yaşında bir genç edasıyla..
Amcamız, “Cenabı Hak bu ibadetleri bana nasip etti. Bir de bu musibeti gönderdi. Piyango gibi, bir dakikasına bir gün ibadet yazıyormuş. Gider ayak bana piyango vurdu. Cenabı Hak üst üste veriyor. Ben daha ne isteyeyim Rabbimden.” diyor amcamız.

Allah Allah? Ehl-i dünya, hakikatlarden haberi olmayan bir adam düşünün. Kahreder, küfreder. “Nereden geldi başıma bu?” der. İsyanıyla, küfrüyle, kahrıyla hem bu dünyasını mahvetti. Hem de ebedi bir musibete kapı açtı. Allah muhafaza!
Olayın hakikat-ı: “FELSEFE HER ŞEYİ KORKUNÇ, ÇİRKİN, KARANLIK GÖSTEREN BİR GÖZLÜKTÜR. İMAN İSE HERŞEYİN ASLINI, HAKİKATINI BİLDİREN, GÖSTEREN ŞEFAF VE BERRAK BİR GÖZLÜKTÜR. (Risalei Nur) Yani olaya iman gözlüğü ile bakınca olayın aslı ve hakikat-ı görünüyor. Ama felsefe gözlüğü ile (felsefe yani Allah’sız bakış demek.) bakınca olaya, âhiretsiz bakınca olaya zâhiri görünüyor. Dışı görünüyor.
Madem her şey ya bizzat ya da neticeleri itibari ile güzelse

اَحْسَنَ كُلَّ شَيْءٍ خَلَقَهُ وَبَدَاَ خَلْقَ
YARADILAN HER ŞEY GÜZELDİR.

Secde Sûresi 7

diye Rabbim ifade ettiyse, Öyle ise her şey şükür etmeye layık değil mi? Önce sabır var. Arkasında şükür var. Önce gelen musibeti sabır ile karşılayıp sonra da onu fırsata çevirip, o musibetten karlı çıkmanın yoluna bakmak lazım. Şu anda vebadan, salgından, virüsten ölen insanlar, eğer ehli iman ise eğer sabır ile karşılarlarsa, isyan etmezlerse Rabbim şehitlik rütbesi veriyor. Koskoca padişahlar, sultanlar şehit olmadıklarına oturup ağlamışlar. Halit Bin Velid’in hayatına baktığımız zaman yenilgi almamış. Allah’ın Kılıcı (Seyfullah) ismi ile anılan Halid Bin Velid şehit olmadığına ağlıyor hüngür hüngür. Hiç bir şey ağlatamamış onu şehitlik aşkından başka. Şehitlik ne büyük bir mertebe. Yoksa biz hâşa Vâadi İlahîden şüphemiz mi var? Vâadi Peygamberiden şüphemiz mi var? Yoksa güvenmiyor muyuz?

O zaman biz ne yapmalıyız. Bu hâdiseleri imani bir duruş ile karşılayıp, hâdiselere iman gözüyle bakmalıyız. Hem imanımızı kuvvetlendirip, bir taraftan da, isyansız rıza ile mukabele etmeliyiz..
El baki Hüvel Baki

Yorum bırakın